Hüseyin GÜLTEKİN |
|
Hata ve kusurlarımızı görebilmek |
İşledİğİmİz hata ve kusuru itiraf etmenin verdiği huzur ve mutluluğu bilmem hiç hissettiniz mi? Bugüne kadar böyle bir şeyi hissetmediniz ise, bir deneyin bakalım. Bilerek veya bilmeyerek birilerine karşı işlediğiniz bir suç, bir kabahat oldu ise, hiç çekinmeden, mahçup olmadan suçunuzu, kusurunuzu kabullenin ve bunu rencide ettiğiniz kişiye karşı itiraf edin. Hatta biraz daha kendinizi zorlayarak özür dileyin, af isteyin. Göreceksiniz, ağır bir yükün altından kurtulduğunuzu; kalbinizin, ruhunuzun huzur ve sürurlara gark olduğunu nasıl hissedeceksiniz... Bir de gerçekten işlediğiniz bir suçu, bir kabahati kabullenmemenin, sebep olduğunuz bir hatayı, bir kusuru inkâr etmenin verdiği vicdan azabını, kalbinize, ruhunuza yüklediği ezici ağırlığı hiç hissettiniz mi bilemiyorum? Bozulmamış bütün vicdanlar, tefessüh etmemiş bütün ruhlar, işlediği suç ve kabahatlerden, kusur ve hatalardan üzüntü duyar, elem çeker. İşlediği hata ve günahları kabullenmeyen, sebep olduğu suç ve kusurları görmeyen veya inkâra tevessül eden bozulmamış bütün vicdanlar, dejenere olmamış bütün ruh ve kalpler azap çeker, elem duyar. Fıtrî bir hâldir bu durum. Bir insanın işlediği bir suçtan üzüntü duyması, işlediği günah ve kusurlarından pişmanlık duyması, nedâmet hissetmesi yaratılışın bir gereğidir. Nitekim geçenlerde, Rus bilimadamları, yaptıkları araştırmayla her insanın vicdan sahibi olduğunu bilimsel olarak da ortaya koydular. Uzmanlar, yanlış bir şey yaptığımızda beynimizin bizi uyardığını ve vicdanımızın harekete geçtiğini ispatladılar.1 Kusur ve hatalardan zevk almak, günah ve kabahatlardan hoşlanmak, bozuk hâlet-i ruhiyelerin, yozlaşmış vicdan ve ruhların bir sonucudur. Kusurları kabullenmeme, hataları sahiplenmeme, kusur ve hataların katlanarak devam etmesini netice veren bir hâldir. Bilerek veya bilmeyerek işlenen hata ve kabahatlerin itirafı ise, o hata ve kusurların düzeltilmesinin ilk adımıdır. Gizli veya açık pişmanlıklar, hiç işlenmemiş veya affedilmişler sınıfına dahil olur. Burada isterseniz Bediüzzaman’ın tesbitlerine kulak verelim: “Şeytanın mühim bir desisesi, insana kusurunu itiraf ettirmemektir—tâ ki istiğfar ve istiâze yolunu kapasın. Hem nefs-i insaniyenin enâniyetini tahrik edip, tâ ki nefis kendini avukat gibi müdafaa etsin, adeta taksirattan takdis etsin.”2 Görülüyor ki, işlenen bir kusur eğer çabuk izale edilmezse, beraberinde daha tehlikeli, daha ağır başka kusur ve hataları getiriyor. Zaten şeytanın istediği de budur. Şeytan ve nefse kulak verildiğinde, basit gibi görünen hata ve kusurların, yeni ve daha ciddî suç ve kabahatlere insanı nasıl sürüklediğini de yine Bediüzzaman’dan dinleyelim: “Evet, şeytanı dinleyen bir nefis, kusurunu görmek istemez. Görse de, yüz tevil ile tevil ettirir. ‘Tarafgirlikle bakan hiçbir kusuru göremez’ sırrıyla, nefsine nazar-ı rıza ile baktığı için, ayıbını görmez.” 3 Peki, ayıbını, kusurunu, günahını göremeyince neler oluyor? Yine Bediüzzaman’a kulak verelim: “Ayıbını görmediği için itiraf etmez, istiğfar etmez, istiâze etmez, şeytana maskara olur.” 4 Hz. Yusuf (as) gibi bir peygamber dahi “Ben nefsimi temize çıkarmam. Çünkü nefis daima kötülüğe sevk eder—ancak Rabbim merhamet ederde o başka” 5 diyerek nefsinin kötülüklerinden emin olmayıp Allah’a sığındığı halde, zamâne insanlarının nefislerini temize çıkarmaya çabalamaları ne ile izah edilebilir? O halde nefsimizin kötülüklerinden, şerlerinden korunmak için ciddî çare arayışlarına girmek, en akıllıca tedbir olmalı. Yine Bediüzzaman’a kulak verelim: “Nefsini itham eden, kusurunu görür. Kusurunu itiraf eden, istiğfar eder. İstiğfar eden, istiâze eder. İstiâze eden, şeytanın şerrinden kurtulur.” 6 İşte en kestirme, en kolay, en etkili kurtuluş reçetesi. Bütün mesele insanın kendi hata ve kusurlarını görebilme meselesidir. Günah ve kabahatlerinin farkına varabilme meselesidir. Bunu becerebildiğimiz ölçüde nefis ve şeytanın hile ve tuzaklarına düşmekten belki emin olabiliriz. İsterseniz yine Bediüzzaman’ın şifabahş tavsiyelerine kulak verelim: “Kusurunu görmemek, o kusurdan daha büyük bir kusurdur. Ve kusurunu itiraf etmemek, büyük bir noksanlıktır. Ve kusurunu görse, o kusur kusurluktan çıkar. İtiraf etse, affa müstehak olur.” 7
Dipnotlar:
1- Yeni Asya, Elif ilâvesi, sayı: 10. 2- Lem’alar, 13. Lem’a, 13. İşaret, 2. Nokta. 3- A.g.e. 4- A.g.e. 5- Yusuf Sûresi: 12:53. 6- A.g.e. 7- A.g.e. 12.07.2009 E-Posta: [email protected] |