Seksen küsûr yıllık hayatının en uzun devresini Emirdağ'da geçiren Bediüzzaman Hazretleriyle alakalı olarak, bu beldede cereyan eden ders ve ibret alınacak pekçok hadise ve hatıra var.
Bunlardan tesbit edebildiklerimizi burada sizlerle de paylaşmak istiyoruz. Mümkün olduğunca kısaltmaya çalışarak, ilk hatıraya bugün başlıyoruz.
Uyuyan da istifade eder
Aslen Emirdağ'lı olan merhum Bayram Yüksel Ağabeyden bizzat dinlediğimiz bir hatıra...
1974 yılı yaz aylarında Malatya'daydık. Kıbrıs Savaşının bütün sıcaklığıyla yaşandığı günlerdi. Aynı zamanda Kore gazisi olan Bayram Ağabey, Malatya'daki Nur Talebelerini ziyarete geldi. Akşam, bir evde Risâle–i Nur dersi okunuyordu. Evin salonu hıncahınç dolmuştu. Kalabalıktan ve sıcak havanın vermiş olduğu rehavetten olsa gerek, yaşlı bir zat (Kerim Amca) uyuklamaya başladı.
Tam o esnada, yanındaki bir başka şahıs "Bayram Abinin bulunduğu bir derste sen nasıl uyuklarsın!" dercesine, uyuyan zatı dürtükleyerek uyandırmaya çalıştı.
Durumu anında fark eden Bayram Ağabey ise, dersin kesilmesine de mahal vermeden eliyle "Dur, karışma" işaretini yaptı. O kişi de buna uydu ve durdu, dersin sonuna kadar da hiç karışmadı.
Ders bittikten sonra Bayram Ağabey şu mânâda bir açıklamada bulundu:
"Kardeşler! Bakın, Üstad'tan gördüğümüzü ve acizane Risâle–i Nur'dan öğrendiğimizi size aktarmak istiyoruz.
"Risâle–i Nur dersinin okunduğu yerde bulunan bir kimse, uyusa dahi yine de hissesini alır. Çünkü, o şahsın şuuru kapanmış olmasına rağmen, başta ruh ve kalbi olmak üzere, diğer bütün latifeleri uyanıktır, hayattardır.
"Hem bilirsiniz ki, Risâle–i Nur, sadece akla ve şuura hitap etmiyor. Aklın ve kalbin ötesindeki duygulara, hatta—sekeratta—şeytanın bile elinin ulaşamadığı hislere hitap ediyor, o latifeleri iman nuru ile besliyor, tatmin ediyor.
"Bu bakımdan, 'Derste uyuklayan kimsenin Nurlar'dan istifadesi yoktur' gibi bir mülahaza yanlış olur. Risâlelerin mânâ ve mahiyetini tam derk edememek olur.
"Kaldı ki, biz de Üstad'ımızdan böyle gördük, böyle öğrendik.
"Tabiî, bu demek değildir ki, dersi uyuyarak geçirelim. Bunu kimse 'uyuma fetvası' şeklinde de düşünmesin. Okunan bir dersi ne kadar uyanık, dikkatli ve müteyakkız bir vaziyette dinlersek, istifademiz de o derece yüksek olur."
Genç ölümleri
Anadolu'da söylenen hakikatli bir sözdür: "Neylersin ki, eceldir bu: İhtiyarları alır sıra sıra; gençleri de alır ara sıra."
İşte o ihtiyarlardan biri olan M. Reşit Aydın, yakın zamanda ebediyete irtihal etti. Cesim, Abdülbari ve Ahmet kardeşlerin babası olan merhuma Cenâb–ı Hak'tan rahmet ve mağfiret, evlâtlarına taziyetlerimizi suranız.
Genç taifeden vefat eden kardeşimiz ise, adaşımız muhterem Latif Kaymak Ağabeyimizin kızı ve aziz arkadaşımız Nureddin Abut'un sevgili eşleri olan Nurcan Abut.
Nurcan kardeşimizin mânen yaşamaya ve şirket–i mâneviyedeki duâ ve hasenattan
hissedar olmaya devam ettiğine inanarak, kendisine Allah'tan rahmet ve mağfiret, geride kalan her iki taraftaki aile efradına taziyetlerimizi sunuyoruz. MLS.
Tarihin yorumu = 2 Eylül 1925
Sarık yasak, şapka mecburi
Meclis'teki tek partiye (CHP) dayalı Bakanlar Kurulu, 2 Eylül 1925'te almış olduğu "şok kararlar"la koca bir milletin ve memleketin dinî, tarihî ve kültürel değerlerini altüst etti.
Dünden bugüne doğru, bu kez kendisi altüst olmak durumunda kalan bu şok kararlar, şu önemli hususlara dairdir:
1) Müslüman Türklerin de yaklaşık bin yıldır kullandığı ve İslâmın artık bir şeairi, bir sembol kıyafeti haline gelen sarık, ülke genelinde yasaklandı.
2) Tekke ve zaviyeler kapatıldı, türbe ziyaretleri yasaklandı.
3) Devlet memurları için şapka giyme mecburiyetleri getirildi.
* * *
Sarık yasağı ile şapka giyme mecburiyetinin bütün şiddetiyle uygulandığı o dikta döneminde, sarığını başından çıkarttırmayan tek şahsiyetin Bediüzzaman Said Nursî olduğu biliniyor.
Üstad Nursî, defalarca sevk edildiği mahkeme salonları olsun, valilik gibi diğer devlet daireleri olsun, başındaki sarığı hiçbir zaman ve hiçbir yerde çıkarttırmadı.
O bu şeairi terk etmemekle, bütün bir milletin mânevî vebalden kurtulmasına vesile oldu.
Kapalı tutulan ecdat türbelerinin ziyaret edilmesi, bu millete yaklaşık 25 yıl süreyle yasaklandı.
Memurların şapka giyme mecburiyeti kànunen halen yürürlükte. Ancak, bugün bunu takan yok.
02.09.2008
E-Posta:
[email protected]
|