BUNDAN sonra Ağustos ayı sonlarına kadar aralıklı şekilde devam edecek derslerimiz, tarih ve tabiat bilgileri tarzında olacak gibi görünüyor.
Zaruret olmadıkça, şu bunaltıcı yaz sıcaklarında başka konulara girmeyi pek düşünmüyorum.
Bir de insan en çok neyi görüyor ve ne ile meşgul oluyorsa, daha ziyade o meseleye konsantre oluyor.
Gerek müşahade ettiğimiz ve gerekse zihni meşguliyetimiz sahasına giren konularda yazı yazmak hem daha rahat, hem daha sahici olduğu kanaatindeyim.
İşte tarih, benim asıl branşım. Tarihle sürekli şekilde meşguliyet halindeyim. Bu daimi meşguliyet, ister istemez yazılarımıza, konuşmalarımıza da yansıyor. Tabiat bilgileri ise, bizim için adeta bir tutkudur. Bu bilgileri hem okumak, hem de çevredeki bitki ve hayvan türlerini en ince ayrıntısına kadar gözlemleyerek bundan bir takım hikmet derslerini çıkarmak, bizim için hayatın mühim bir parçası haline geldi.
Şayet imkânım, fırsatım olsaydı, hayatımın yarıdan fazlasını kırlarda geçirmek isterdim.
Fıtri mekânlarda gezip dolaşırken, adeta bütün sıkıntılardan, sıkletlerden arınmış gibi oluyorum. Ruhen, kalben, manen öyle bir rahatlıyorum ki, kendimi uçacak gibi hissetmeye başlıyorum.
Eminim, sizin için de durum aynıdır.
Bilhassa Risale-i Nur’u okuyanlar, içindeki tefekküri bahislerin kâinattaki yansımalarını bilmüşahade görmekten pek büyük bir haz duyarlar. İşte, biz de şu anda böylesi bir tefekkür ve gözlemleme atmosferi içindeyiz.
Etrafta çeşit çeşit, rengarenk kelebekler uçuşuyor. Bazı noktalarda o derece bir yoğunlaşma oluyor ki, insan seyrine doyamıyor.
Kelebeklerin yoğunlukla yaşadığı yerler, hem temiz, hem de sağlıklı ortamlar olur.
Zira, kelebekler bir gösterge gibidir. Kirli ve sağlıksız mekânlarda yaşayamazlar. Şöyle bir uğrasalar da, pek durmayıp orayı terk eder, giderler. Onların bu hali, çok hassas ve nezih olmalarından kaynaklanıyor. Kirli kokuları, kimyevi atıkları hemen fark ederler.
Diyebiliriz ki, gerek adet ve gerekse türleri itibariyle bir yerde ne kadar çok kelebek bulunuyor ve yaşıyorsa, orası o derece temiz ve sağlıklık bir muhittir.
Mesela şehirlerde, hele ki temiz park ve bahçelerin bulunmadığı veya betonarmenin istilasına uğramış alanlarda, kelebeklere pek rastlayamazsınız. Tek-tük görebildiklerimiz de, aslında bir iki türden ibarettir.
İşte kelebeklerin hiç yaşayamadığı veya çok az bulunduğu mekanlar, aslında diğer canlılar ve bilhassa insanlar için de sağlıksız yerlerdir. Yani, çeşitli hastalıkların taşıyıcısı olan mikroplar, etrafı istila etmiş demektir.
Çevrecilerin gayet iyi bildiği bu hususun belediyeciler tarafından da dikkate alınması ve temiz, sağlıklı şehirleşme hayatına bu nazarla bakmaları gerekir.
Rengarenk kelebeklerin uçuştuğu ferah mekanlarda bol tefekkürlü günler dileğiyle…
Tarihin yorumu : 7 Temmuz 1166 Şahı Geylani Hazretleri
Şeyh Abdülkadir Geylani Hazretleri, bulunduğu Bağdat şehrinde vefat etti.
1077 senesinde İran’ın Geylan şehrinde dünyaya gelen Hazret-i Geylani, vefat ettiğinde doksan yaşının içinde bulunuyordu. İsminden de anlaşıldığı gibi, Şeyh Abdülkadir, Kadiri tarikatının da piri ve kurucusudur. Aynı zamanda, neslen hem seyyit, hem de şeriftir. Yani hem anne tarafından, hem de baba tarafından Al-i Beytten olup evlad-ı Rasul’dür.
Geylani Hazretleri, ilimde olduğu gibi tasavvufta da çok ileri bir zattır. Hakikatli pek çok eser telif etmiş ve binlerce, milyonlarca müridi, talebesi olmuştur. Ayrıca, Nakşi tarikatinden sonra İslâm dünyasından en yaygın ve müridi en çok görünen tarikat olarak biliniyor. Şah-ı Geylani Hazretlerinin mezarı Bağdat’ta olup türbesi ziyarete açıktık. Dünyanın hemen her yerinden ziyaretçileri vardır.
Hazretin telif etmiş olduğu eserlerin bir kısmı şunlardır: Divan-ı Gavs-ı Azam, Fütuhü’l-Gayb, Füyüzat-ı Rabbaniye, Hizbü’l-Besair, Melfüzat-ı Geylani.
17.07.2008
E-Posta:
[email protected]
|