Ergenekon soruşturmasında sonuna kadar gidilmesi, aydınlatılması Türkiye’ye özlediği hukuk devletini getirecek midir? İlişkilerin bu derece iç içe girdiği, işin bu derece sulandırıldığı, medyatik hale getirildiği, toplumsal kutuplaşmanın arttırıldığı; daha da önemlisi demokratik kültürün olmadığı bir ortamda ben bundan pek emin değilim.
Hukuk devleti olmak zordur. İnsan haklarını güvence altına almış, adalet üreten bir hukuk devletinden söz ediyorum. ‘Nasıl bir hukuk devleti istiyoruz?’ sorusu, Türk siyaset tarihinin önemli dönemeçlerinden birine şahitlik ettiğimiz bu günlerde bu yüzden önemlidir. Adaletsiz bir hukuk devleti mi, adil bir hukuk devleti mi?
Adaletsiz hukuk devleti; adalet üretemeyen, adaletini sahip olduğu iktidarın adalet anlayışına göre yorumlayan ve uygulayan hukuk devletidir. Adalet ise, insanlığın var olduğu sürece ısrarla aradığı, varlığına en çok ihtiyaç duyduğu, en güvenilir bir sığınaktır ve semavî kitapların da özellikle vurguladığı bir kavramdır. Bediüzzaman’ın “Birisinin hatası ile başkası cezalandırılamaz” şeklindeki ilâhî fermandan yola çıkarak yorumladığı “Hak haktır, büyüğüne küçüğüne bakılmaz. Bir fert, umumun selâmeti için dahi feda edilmez. Toplumun selâmeti için ferdin hayatı veya hakkı feda edilemez. Hem bir masumun hakkı, bütün halk için dahi iptal edilmez” şeklindeki Kur’ânî yaklaşımı, insanı merkeze alan, insan haklarını önceleyen bir “hukuk devleti”nin nasıl olması gerektiği hususunda bize ipuçları sunmaktadır.
Bu bağlamda Ergenekon operasyonuna nasıl bakıyoruz? Bu operasyonda, gerçek bir hukuk devletinin normlarına uyulmakta mıdır? Yoksa hukuksuzluğu çağrıştıran keyfilik, ‘ben yaptım oldu’ anlayışı ya da konjonktürel refleks gösterme bu operasyon için de geçerli midir?
Ergenekon soruşturması kapsamında bir yıl önce gözaltına alınanlardan biri olan Kuddusi Okkır’ın hazin ölümü birçok vicdanı yaralarken birçok tartışmanın da kapısını açtı. Televizyonlara yansıyan görüntüsüyle, bir yıl önce sapasağlam evinden alınan bir kişinin bir yıl sonra tanınmayacak halde ve ölmek üzere iken tahliye edilmesi hukuk devleti anlayışının neresiyle bağdaşır?
Daha vahimi, suçlu da olsa, kişinin haklarına sahip çıkması gereken bir Adalet Bakanının adalet duygusunu zedeleyecek şekilde işi geçiştirmesi, hukuk devleti olma yolunda bize ne kazandıracaktır?
Elbette ki Ergenekon olayını çok önemsiyorum ve “kimse benim hayatımı dizayn etme hastalığına bir daha kapılmasın, kimse benim inançlarımın sınırlarını belirlemeye kalkmasın, kimse benim nasıl giyineceğime, nasıl ibadet edeceğime karışmasın, kimse hürriyetime göz dikmesin, darbeli demokrasilerden kurtulalım” diye bu tür işlerin üzerine cesaretle gidilmesini ve sonuçlandırılmasını istiyorum.
Ancak, hükümetin; darbe planlarının ‘Nokta Dergisi’nde yayımlanmasından çok daha önce bildiği halde harekete geçmeyişini, Şemdinli olayında olduğu gibi kendi savcısını harcamasını, orada öyle burada böyle davranmasını da kabullenemiyorum.
08.07.2008
E-Posta:
[email protected]
|