Kazım GÜLEÇYÜZ |
|
Ankara ekseni mi? |
Son dönemde dış politika alanında, özellikle komşularla ve bilhassa Ortadoğu ile ilişkilerde olumlu gelişmeler cereyan ederken, AB cenahındaki durgunluk ve donma hali kaygı veriyor. Suriye ile “vizeleri kaldırma” süreci ve beraberindeki olumlu atmosfer, Irak, Lübnan ve Libya gibi Arap ve Arnavutluk gibi Balkan ülkelerine de taşınıyor, İran’la da hayli sıcak görüntüler veriliyor. Bunlarla paralel ve eşzamanlı olarak İsrail’le “kriz”lerin patlak vermesi üzerine, bazı çevreler “Türkiye eksen mi değiştiriyor; yüzünü batıdan doğuya mı çeviriyor?” polemikleri başlatıyorlar. Gerçi söz konusu krizler bilâhare yatışıyor. Erdoğan’ın New Yort'ta görüştüğü Yahudi lobilerinin “One minute krizini tarihe gömdük” açıklamaları; Konya’daki hava tatbikatından “dışlanan” İsrail’le, bilâhare Ankara-Gölbaşı’ndaki Özel Kuvvetler Komutanlığında, Ürdün’ün de katıldığı bir arama-kurtarma tatbikatının sessiz sedasız gerçekleştirilmesi (İsmail Küçükkaya, Akşam, 19 Kasım 2009); TRT’nin Ayrılık dizisine Filistinlileri de cinayetle suçlayan sahneler eklenmek suretiyle durumun “denge”lenmesi ve son olarak insansız uçak krizinde ihalenin iptal edilmeyip İsrail tarafına ek süre verilmesi, “yatıştırma” örneklerinden. Öte yandan, gerek İsrail’le ilişkilerdeki inişli çıkışlı dalgalanmaların, gerek diğer bölge ülkeleriyle yapılan açılımların, Obama politikalarında öngörülen çerçeve ve sınırlar içinde kalmak kaydıyla ABD “icazet”i altında yürüdüğü yönünde bir kanaat mevcut. Financial Times’a konuşan ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Philip Gordon’un, “ABD, Türkiye’nin Ortadoğu’da artan etkinliğinden dolayı ne şaşkın, ne de rahatsızdır” sözü de bu kanaati teyid ediyor. Keza Stephen Kinzer’in “ABD bizzat giremediği, diyalog kuramadığı ülkelerle Türkiye üzerinden irtibat kuracak. Türkiye’nin yeni rolü bu” beyanı da. Bu bağlamda Türkiye’den İsrail’e yönelen ve sonra bir şekilde yumuşatılan çıkışlar, öteden beri ABD’ye de kafa tutmayı alışkanlık haline getiren ve özellikle Obama’yı hazmedemeyen İsrail hükümetini “istenen çizgi”ye çekmek için Ankara’nın da kontrollü olarak ve ayrıca iç kamuoyunda AKP’ye yarayacak şekilde devreye sokulduğunu düşündürüyor. Peki, tam da bu hengâmda, Erdoğan’ın Davos restine muhatap olan İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’in “Türkiye'de demokrasiyi ordu koruyor” şeklinde bir beyanda bulunması ne anlama geliyor? Bu arada, gelişmelerin genel seyriyle ilgili olarak, Bush’un berbat ettiği Büyük Ortadoğu Projesinin, Obama döneminde restore edilerek tekrar uygulamaya konulduğu şeklinde yorumlar dahi yapılıyor. Erdoğan’ın, Bush zamanında eşbaşkanlığına getirildiği proje için “Maalesef BOP yürümedi, keşke yürüseydi” diye hayıflanması, yeni duruma henüz onun da intibak edemediğini mi gösteriyor? İşin bir diğer boyutu, Türkiye’yi bölgede etkin bir güç olmaya teşvik etmek için ortaya atılan “yeni Osmanlılık” misyonu. Dışişleri Bakanı gerçi kendisine atfedilen “Yeni Osmanlıyız” sözünü tekzip etti. Ki, zaten bu ifade, yine Davudoğlu’na ait “Türkiye'nin ekseni Ankara eksenidir” beyanıyla da çelişiyor. Kemalizm kıskacından hâlâ kurtarılamamış bir Ankara ekseni ile Osmanlı misyonu olur mu? Bilindiği gibi, Erdoğan AB’ye yönelik çıkışlarında “Eğer bizi aranıza almazsanız Kopenhag kriterlerini Ankara kriterleri yapar ve yolumuza o şe-kilde devam ederiz” sözünü hep tekrarlayageldi. Ama AB reformlarının askıya alındığı 2004 Aralık’ından bu yana geçen beş yıl zarfında Türkiye Ankara kriterlerini Kopenhag kriterlerine uyduracak yeni bir adım atamadı ve bir tıkanma hali yaşıyor. Demokratik açılım adı altında gündeme getirilen projenin, açıklanan içeriğindeki zayıflığa rağmen bu kadar zorlanması bile bunun sonuçlarından biri. Bu, bölgesel açılımlar için de risk oluşturuyor. * 276 gün hapis yattıktan sekiz ve AİHM’in Türkiye’yi mahkûm eden kararından bir buçuk yıl sonra Kutlular’ın beraat ettirilmesi için kısaca şunları ifade etmek herhalde yeterli olur: Geciken adalet adalet değildir. Adalet tarihine kara bir leke olarak geçen o mahkûmiyet kararını alanlar utansın. Ve dileğimiz, bu utancın bir daha tekrarlanmaması... 26.11.2009 E-Posta: [email protected] |
Önceki Yazıları (24.11.2009) - Kemalizm ve AKP (21.11.2009) - Türklüğe de suikast (20.11.2009) - İslâm ve Türkler (19.11.2009) - Yanlış ortak payda (17.11.2009) - Atatürk’le açılım olur mu? |