Faruk ÇAKIR |
|
Halk 12 Eylül’ü zaten mahkûm etmiş! |
Hikâyeden ve hikâyecilerden çok özür dilerim, ama ihtilâlciler millete ‘hikâye’ anlatmaya devam ediyorlar. Aradan bunca yıl geçtiği halde—sıkılmadan—hem ihtilâlleri övüyor, hem de bir anlamda “İmkân olsa yine ihtilâl yaparım” demeye getiriyorlar. Hatırlanacağı üzere son günlerde bilhassa “12 Eylül’ü yapanlardan hesap sorulsun” talepleri dile getiriliyor. Bu talep aslında bu günün talebi değil. Millet ekseriyeti yıllardan beri bu talebi dile getiriyor, ama ne hikmetse Türkiye’yi “idare edenler” bu talepleri dikkate almıyor. Neyse ki, alışılmadık bir sûrette CHP Lideri Deniz Baykal da 12 Eylül’ü yapanlara hesap sorulmasını istedi. “CHP’nin bu talebi dile getirmesi samimi midir, değil midir?” tartışması bir yana, her şeye rağmen dile getirilmesi yine de faydalıdır. Belki onlar bu talebi dile getirerek, Anayasa’daki geçici maddeyi ‘değiştirilemez madde’ hâline getirmek istiyorlar, ama olsun. Millet işe ciddiyetle sahip çıkarsa, onlar da kurdukları tuzağa düşebilir... 12 Eylül ihtilâlini yapan ‘ihtilâl konseyi’nin bazı üyeleri, geçmiş yıllarda ölüp ‘hesap dünyası’na gitti. Hayatta olanların en kıdemlisi olan Kenan Evren ise, halkı yanıltmanın peşinde. İhtilâlcilerin sarıldıkları çürük dal şu: “Biz anayasayı hazırladık. Millet de yüzde 92 nisbetinde ‘evet’ oyu verdi. O halde bize kimse hesap soramaz.” “Ya Sabur” çekerek, belki de yüz defa hatırlattığımız bir gerçeği tekrarlayalım: Doğru, halkın yüzde 92’si ‘evet’ oyu verdi, ama yapılan referandum âdil ve serbest bir referandum muydu? ‘Hayır’ demenin yasak olduğu bir referandum; hakka, huhuka, adalete ve demokrasiye uyar mı? Böyle şaibeli bir ‘seçim’i seçim olarak kabul etmek mümkün mü? Belki gençler bilmez, ama yaşı müsait olan herkes biliyor ki o tarihte yapılan referanduma ‘hayır’ demek resmen yasak idi. ‘Hayır’ oyunu akla getiren renkten bahsetmek bile suç idi. Bunun aksini iddiâ etmek mümkün mü? Şahsım dahil olmak üzere yaşı müsait olan herkes bunun şahidi değil mi? O halde aradan bunca yıl geçtikten sonra millete özür dilemek varken, hâlâ yalan, yanlış ve yanıltıcı bilgilere başvurmanın âlemi var mı? Tabiî kimse ‘Ayranım ekşidir’ demez. Suç sadece ihtilâli savunan ihtilâlcıbaşı Evren’in değil. Ona bu ‘çanak soru’ları sorup sonra da manşete çeken sözümona gazetecilerindir. Sorsaydınız ya, “Paşam bu referandum, bu seçim yasaklarla yaralı-bereli değil miydi?” Bakalım bu soruya ne cevap verecekti? Çok önemli bir nokta daha var ki bu da milletin gözünden kaçırılmaya çalışılıyor: Diyelim ki millet yüzde 92 nisbetinde ‘evet’ diyerek anayasayı kabul etti. Peki, hemen akabinde yapılan genel seçimlerde kime oy verildi? İhtilâlciler ve onların işaret ettiği ve genel başkanının da ‘emekli orgeneral’ olduğu ‘Horoz Partisi’ ne oldu? Yüzde kaç oy aldı? Sadece o seçim bile milletin ihtilâlcileri mahkûm ettiğini görmeye ve göstermeye yeter ve artar bile. İhtilâlden sonra yapılan ilk seçim ve devam eden sonraki her seçimde ortaya çıkan netice, milletin ihtilâlleri ve ihtilâlcileri mahkûm ettiğinin delilidir. Daha doğrusu millet, “ihtilâlcilere hesap sorulsun” diye partilere oy vermiştir, ama maalesef partiler ve siyasetçiler bu güne kadar bu talebi karşılayamamışlardır. Vatandaşın kendi başına ihtilâlcilere hesap sorma imkânı olmadığına göre, hesabı—haklı olarak—sandıkta sormayı tercih ediyor. Tamam, bu tartışma burada bitmez; ihtilâlcilere kanun önünde hesap sorana kadar sürecek ve sürmeli... 28.06.2009 E-Posta: [email protected] |