Cumhuriyetin seksen beşinci yılını coşkuyla! kutlamaya hazırlanan Türkiye, bir imparatorluğun bakiyesinden kalan zengin mirası düşüncesizce çarçur etmiş bir mirasyedi tavrıyla hareket etmeye devam etmektedir. Bir ahlâk ve fazilet rejimi olarak düşünülen cumhuriyet, cumhuriyet projesinin içinde barındırdığı din dışı ögelerin kurbanı olarak ahlâksızlık ve faziletsizliğin her türlüsünün yaşandığı bir sistem haline getirilmiştir. Seksen beş yılda olan budur.
Cumhuriyet projesinin temel hedeflerinden biri olan Batılılaşma, eskiye ait değerlerin tamamen yok edilmesi felsefesine dayandırılmıştır. Ancak eski yok edilirken, eskinin iyileri ve güzellerinin yerine yenileri konulamamış, muasırlık adına eskinin yerine monte edilenlerle de kan uyuşmazlığı yaşanmıştır.
Cumhuriyet neleri başaramamıştır?
1- Reddettiği imparatorluğun farklı etnik ve dinî gruplarları asırlarca nasıl bir arada yaşattığına dair kafa yormamış, kuru ve ruhsuz—Onuncu Yıl Marşı gibi—ritüellerle Viyana kapılarına kadar ilerleyen bu milleti motive edebileceğini düşünmüş; bu milleti bir arada tutabilecek yeni projeler üretememiş, birlikteliği sağlayamamıştır.
2- Ulus devlet yapılanması ve anlayışı ile Kürt meselesinde bir arpa boyu yol gidilemeyeceğini, salt askerî tedbirlerin ülkenin kaynaklarını yok etmek demek olduğunu kavrayamamıştır. AB, vb. meselelerde bir düğüm noktası haline gelen, birçok noktada kritik eşiğe yaklaşan Kürt meselesini çözüme kavuşturacak yeni açılımlar da sergileyememektedir.
3- Ahlâk ve faziletle donanmış sağlıklı nesiller yetiştirecek bir eğitim sistemi kuramamıştır. İdeolojik anlayışına eğitimi de kurban ederek kendine ihanet eder bir görüntüye kavuşmuştur. Bağrından Mevlânâlar, Yunuslar, Âkifler yetiştiren bu topraklar böylece kısır bırakılmıştır. Ülkenin ve milletin selâmeti uğruna kendini feda eden Bediüzzaman gibi büyükler de bu proje ışığında dışlanmış, kendilerine kulak verilmemiştir.
4- Cumhuriyet demokrasi ile süslenememiştir. Anayasamızın “Başlangıç” kısmında “millet iradesi, hürriyet, demokrasi ve hukuk kavramlarıyla birlikte anılan cumhuriyet, hürriyete ekmekten bile çok daha düşkün olan, adaleti hayat prensibi haline getiren milletimizin düşkün olduğu değerlere uygun hareket edememiş; kanun devleti olmuş, hukuk devleti olamamıştır.
5- Barıştıran değil çatıştıran olmuştur. Kendi insanının kıyafetini rejim meselesi haline getirerek insanına güvenmediğini belli etmiş, onlardan sonsuz sadakat beklemekten de geri durmamıştır. İnsan haklarını en çok ihlâl eden bir ülke görünümüyle AB kapısını çalmış, genetik kodlarına yerleşen devletçi yaklaşımlarını bireyin lehinde bir türlü sınırlayamamıştır.
6- Reddettiği eskinin ahlâkî değerlerinin yerine daha iyisini koyamamıştır. Ahlâkî çöküş toplumun temel problemlerinden biri haline gelerek yolsuzluklar, Ergenekonlar şeklinde toplumun geleceğini tehdit etmektedir.
Seksen beş yıl sonra Türkiye, ekonomik anlamda milletini darboğazdan kurtaramamış, terör belâsından kurtulamamış, nasıl kurtulacağını da bilmeyen, yolsuzluk sorunlarıyla boğuşan bir görünüm içindedir. Bunlardan başka, hak ve hürriyetler noktasında insanının manevra alanlarını daralttığı gibi, son Anayasa Mahkemesi kararlarıyla da görüldüğü üzere, varlık sebebi Meclisinin iradesine ipotek koydurmuş, cumhuriyet kavramının anlam haritasının birçok yönüyle dışına çıkılmış bir görüntü sergilemektedir. Bu görüntü içinde, yarın okullarımızda Cumhuriyet nutuklarını miniklerimize elleri patlayıncaya kadar alkışlatmak pek anlamsız kalacaktır.
28.10.2008
E-Posta:
[email protected]
|