Cevher İLHAN |
|
HSYK soruları… |
Hafta başında başlatılan “Balyoz darbe plânı” iddialarının soruşturulması kapsamında eş zamanlı önemli isimlerin gözaltıları ve aramalar devam ederken, kamuoyunda bunun da öncekiler gibi yarım yamalak bırakılmayıp sonuna kadar gidilmesi isteniyor. Son gözaltı dalgasının ve soruşturmaların sonucunun tıpkı önceki “Ergenekon soruşturmaları” gibi çoğu arkadan dolanılarak akıbetsiz kalmaması temennisi dile getiriliyor. Başta “darbe günlükleri” sahibi dönemin Hava Kuvvet Komutanı ve 1. Ordu Komutanı olmak üzere, 2003 yılında darbeye ortam hazırlama iddiasıyla başlatılan soruşturma ve yargılamalarda sonuna kadar gidilmesi, kamuoyunda güçlü bir beklenti var. Ne var ki geçtiğimiz hafta yeni bir “Şemdinli Savcısı vakası”nın yaşanması, “Erzurum’da özel yetkili savcılar”ın Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) tarafından yetkilerinin alınması etrafında olup bitenler, zihinlerde ciddî istifhamlara sebebiyet veriyor. Siyaset kulislerinde HSYK’nun “savcıların özel yetkisi” ile ilgili son iki kararının perde arkasındaki gelişmelere dair istifhamları arttırıyor. Gerçi başta Başbakan Yardımcısı Arınç olmak üzere iktidar partisi sözcüleri, Müsteşarın “özel savcıların yetkilerinin alınması” toplantısının gündeminden haberi olmadığını söylüyorlar. “Bir üye konuyu önergeyle gündeme getirince Müsteşar engelleyememiş” diyorlar. Lâkin HSYK Başkanvekili Özbek’in, “Gündemi bir gönce Müsteşar’la belirledik” açıklaması, bu husustaki soru işâretlerini çoğaltıyor…
KAYDA DEĞER İSTİFHAMLAR Birinci sınıf hâkim ve savcıların soruşturma ve kovuşturmalarının “özel yetkili savcılar”ca yapılabileceği, ancak Yargıtay’ca yargılanabilecekleri, hukukçuların ortak görüşü. Buna göre, HSYK hâkim ve savcıları atamaya, görevden almaya, görev yerlerini değiştirmeye, disiplin cezası vermeye yetkili. Arınç’tan Adalet Bakanı Ergin’e kadar hükûmet kanadında da bu “yasal yetki” kabul ediliyor. Arınç’ın, “Yasasını aşmış!” tepkisinin ardından “Yargı kararlarına saygılıyız, uygulanacak” sözlerinin peşinden Kurul’un yetkilerini kullandığını kabul ederek sadece “hatalı kullanma”ya itirazı, bunun gösteriyor. Gerçek şu ki kanununa göre HSYK, Adalet Bakanı veya onun yerine Bakanlık Müsteşarının katılmasıyla ancak resmen toplanabiliyor ve karar alabiliyor. Bu durumda Adalet Bakanı’nı temsilen Müsteşarının olağanüstü toplantıya katılmaması halinde yasa gereği Kurul toplanmamış olacak; “özel yetkili savcılar”ın yetkilerinin alınması kararı alınmayacaktı. Peki, Bakanlık Müsteşarı, neden bile bile katıldı? İddia edildiği gibi gündemden haberi olmazsa da, Erzincan Başsavcısının tutuklanıp Erzurum’a götürüldüğü karmaşada, “özel yetkili savcılar”ın yetkilerini aşıp-aşmadığı tartışmalarının yoğun bir biçimde sürdüğü süreçte Müsteşar, bunun gündeme getirilip önüne konulacağını hesaplayamadı mı? Niçin böyle bir ortamda Kurul’a katılıp altıya bir itirazla savcıların özel yetkilerinin alınmasını sağladı? Neticede toplantıya katılmakla Kurul’un sözkonusu kararının alınmasına katkıda bulunmuştur. Bunu bir oldubittiye gelmek olarak kabul etsek bile, “yetkileri” alınan savcıların yerine yeni “özel yetkili savcılar”ın atanması toplantısına apar topar katılması kayda değer…
GERÇEK, SORULARIN CEVABINDA Sahi bu derece kritik bir safhada, özellikle “özel yetkili savcılar” üzerinde Kurul’un hükûmetle “bilek yarışı”na dönüşen ve dosyası İstanbul’a gönderilen soruşturma kargaşasında Müsteşarın alelacele Kurul’a katılıp itiraz bile etmediği kararı yasallaştırıp meşrulaştırması çelişkisinin nedeni nedir? Sonra Kurul “yetkili” değilse ve bu kararı “yargıya müdahâle” ise Adalet Bakanlığı neden bu kararı uyguluyor? Neden Adalet Bakanı’nın “Anayasa’ya aykırı” gördüğü bu “yetki aşımı”nı uyguluyor? Değilse, kamuoyuna karşı şiddetle yaptığı itirazların aksine “işlemler”i bir bir uygulamanın gereği nedir? Bütün bu sorular ve açık tenâkuzlar, halkın nezdinde yeni bir “kavga ve atışma” polemiği ortasında politik amaçlara yönelik bir “mağduriyet strateji”ni su yüzüne çıkarıyor. Yeni bir “27 Nisan e-muhtırası muvazaası”nı gündeme getiriyor. Bu arada dönemin Adalet Bakanı Başbakan Yardımcısı Çiçek’in, “Erzincan Başsavcısını aradığı iddialarını kabul ettiğine dair bir tek cümlesinin hiçbir yerde görülmeyeceğini” söylemesine ve “mevubahis dönemde Adalet Bakanı olmadığını” belirtmesine mukabil, kabinenin içinden “Çiçek’in bilgi için aradığı” açıklamaları, dikkat çekici… Arınç’ın, “Bir Adalet Bakanı, Türkiye’nin bütün savcılarıyla her zaman görüşebilir” demesi ve Ergin’in “Kendisi ifade etti, bilgi almak istemiş” ifâdesinin aksine, Çiçek’in “İddia edildiği gibi bir gerçek ortaya çıkarsa, elbette gereğini yaparız” demesi, çarpıcı. Başbakan Erdoğan’ın “referandum”la ilgili Anayasal değişiklikler hakkında “çok zor, herkes aynı kanaatte değildir” dediğine bakıldığında, “Acaba bu hususta hükûmet ve iktidar grubu içinde bir çatlak mı var?” çarpıcı sorusunu sorduruyor… Gerçek, bu soruların cevabında…
23.02.2010 E-Posta: [email protected] |