Recep TAŞCI |
|
Obama’nın planı ve Davos |
Her yıl Ocak ayının son haftasında olduğu gibi yine İsviçre’nin Davos kasabasında 40’ıncısı düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nun bu yılki ana teması, ”Dünyanın Durumunu İyileştirme: Yeniden Düşünme, Yeniden Tasarlama, Yeniden İnşa Etme” olarak belirlenmişti. Aralarında siyasetçi, san’atçı hükümet yetkilisi, çeşitli sektörlere mensup 900 şirketin CEO’sunun bulunduğu 2500 kişinin katılımıyla gerçekleşen zirveye, Türkiye’den iş dünyası ve basın iştirak etti. Geçen yıl “One Minute” çıkışının ardından “Daha da Davos’a gelmem” diyen Başbakan Erdoğan sözünü tuttu, ısrarlara rağmen kararından dönmedi. Başbakan yardımcısı Ali Babacan ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de son anda gitmekten vazgeçti, resmî sıfatıyla sadece Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz katıldı. Diplomatik ilişkilerde ve böylesine geniş katılımlı uluslar arası platformlarda duygular yerine aklın ve sağduyunun hakim olması gerekir, diye düşünüyoruz. Kapitalist sistemin yeniden şekillendirme arayışının tartışıldığı toplantılarda dünyanın 17. büyük ekonomisine sahip olduğu iddiasında bulunan ve G-20 üyesi Türkiye’nin en azından bakan seviyesinde temsil edilerek kriz hakkında ve yeni bir küresel ekonomik model konusunda görüşlerini duyurması iyi olurdu. Her neyse… Belki de dünya kamuoyuyla paylaşacak çözüm tekliflerimiz, düşüncelerimiz henüz yeterince olgunlaşmamıştır. Seneye telâfi ederiz. Brezilya, Güney Afrika, Çin, Fransa gibi ülkelerin en üst düzeyde yetkililerin yer aldığı zirve, bir güç mücadelesine sahne oldu. “Her şerde bir hayır var” derler ya, son küresel kriz ekonomilere büyük zarar verdi, ama doymak bilmeyen kâr hırsıyla krize yol açan finans sektörünün sorgulanması ve dizginlenmesi de bu sayede masaya yatırıldı. Fitili ilk ateşleyen de ABD Başkanı Obama’nın şu sözleriydi: “Eğer kavga istiyorlarsa ben hazırım.” Muhatabı finans sektörüydü. Zira 2008'de patlayan ve dünyayı kasıp kavuran krizin müsebbibi bunlardı. Yeterli teminat aramaksızın yoldan geçene kredi verdiler. Riskli fonlara yöneldiler. Tek amaçları kısa vadede yüksek kazanç sağlamaktı. Bu böyle devam edemezdi, nitekim “riskli grup” borçlarını aksatınca saadet zinciri koptu, onlarca banka battı. Yüz milyarlarca dolar akıtılarak bir kısmı kurtarıldı. Bedeli ağır oldu, bütçe açığı ve borç rekor seviyeye ulaştı Ne var ki bankalar ve finans kuruluşları yüksek kazanç uğruna büyük ve hesapsız riskler almaya devam edince yeni bir krize sebebiyet vermemeleri ve vergi mükelleflerinin tepkisini önlemek için, Obama bir plan hazırladı. Kavga sebebi bu plandı. Plan; Bankaların kendi paralarıyla hedge gibi riskli fonlara yatırım yapmalarını yasaklıyor. Finans kuruluşlarının büyüklüklerini sınırlandırıyor. Bankalara vergi getiriyor. Mevduat ve yatırım bankacılığı ayrılıyor. Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy, planı desteklediğini açıklarken; “Devletin müdahalesi olmasaydı her şey yerle bir olacaktı” sözleriyle Davos’ta bulunan 250 büyük bankacıyı uyardı. Llodys ve Barclays gibi dev banka başkanları ise yeni kural konmasına ve plana şiddetle karşı çıktılar. Savundukları tez; “Finans sektörü kendi kendini denetler, kural getirmek ekonomiye zarar verir, işsizlik artar.” Davos’ta siyasî güçle finansal güç karşı karşıya geldi. Bazı iktisatçılar bu durumu sosyalizmin ortaya koyduğu emek-sermaye çelişkisinin yerini reel sektörle finans sektörü mücadelesine bıraktığı, şeklinde değerlendirdi. Daha açık ifade ile paradan para kazananlar ile üretenlerin paylaşım çatışması. Neyse ki forumun son günü ateşkes ilân edildi, işsizliğin azaltılması ve finansal piyasalarda denetimin arttırılması konusunda uzlaşma temin edildi. Ya bizim bankalarımız …. Bir cümle ile değinelim. 2001 yılındaki düzenlemeler sayesinde bankalarımızın krizi hasarsız atlattığını hatta reel sektör yerine hazineye borç vermeyi tercih ederek risk üstlenmeden tatlı ve garantili kazançlar elde ettiklerini belirtmeliyiz. Diğer taraftan yeniden inşası düşünülen kapitalizmde dengelerin nasıl değişeceğini zaman gösterecek. Küreselleşen dünyada dış kaynaklı en ufak bir ekonomik dalgalanma ülkemizi etkilediğinden gelişmeleri yakından takip edelim, küsmeyelim, darılmayalım. 08.02.2010 E-Posta: [email protected] |