Başbakan'ın tâ İspanya'dan başlattığı "başörtüsü yasağı" tartışması, ne yazık ki "siyasî sembol" söylemiyle yine farklı zeminlere kaydırılıyor. Bir inanç ve insan hakkı olan başörtüsü, yine gürültüye getirilip akamete uğratılmakla karşı karşıya.
Evvela, "siyasî sembol" türü yakıştırmaların, başörtüsünü daha baştan mahkûm edecek ve yasakçıların eline kozlar verdirecek ciddî bir yanlışlık olduğu kabul edilmeli. Ve her şeyden önce, başörtüsünün "dinî bir vecîbe" olduğu temel dinî dayanaklarıyla ve Diyanet'in bu husustaki fetvalarıyla açıkça ortaya konulmalı. Başörtüsünün İslâm'daki tesettürün tamamlayıcısı olarak Kur'ân'daki sârih hükmüyle "Allah'ın emri" olarak temel hak ve hürriyetlerin başında geldiği mutlaka ortaya konulmalı.
En azından Din İşleri Yüksek Kurulu'nun 3 Şubat 1993 tarihli kararının sonunda, âyet ve hadislere dayanılarak, "Kadınların vücudun el, yüz ve ayakları dışında kalan kısımlarını, aralarında dinen evlilik câiz olan erkekler yanında, vücut hatlarını ve rengini göstermeyecek nitelikte bir elbise (örtü) ile örtmeleri; başörtülerini, saçlarını, başlarını, boyun ve gerdanlarını iyice örtecek şekilde yakalarının üzerine salmaları, dinimizin, Kitap (Kur'ân), Sünnet (Peygamberimizin hadisleri ve yaşayışı) ve İslâm âlimlerinin ittifakı ile sâbit olan kesin emridir. Müslümanların bu emirlere uymaları dinî bir vecîbedir" kararı, mutlaka referans alınmalı.
* * *
Bu temel dayanakla, dinin ve Diyanet'in kesin hükmüne rağmen, Anayasa'da teminat altına alınan ve her vatandaşın sahip olduğu temel hak ve hürriyetlerin hiçe sayılmasının demokratik hukuk devletinde olamayacağı üzerinde durulmalı. Din ve vicdan hürriyetinin teminatı laikliğin buna müsaade etmeyeceği bildirilmeli. Yasakçıların her fırsatta dile getirdikleri, Anayasa Mahkemesi'nin Yüksek Öğretim Kanunu'nun Ek-17. maddesini iptal edememesi üzerine yazdığı gerekçedeki "başörtüsü çağdaş kıyafet değildir" cümlesinin hiçbir kanunî kıymetinin olmadığı mutlaka belirtilmeli.
Yasağı mahkemenin gerekçesine dayandırmanın, Anayasanın, "Anayasa Mahkemesi, kanun koyucu gibi hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez" diyen 153. maddesine aykırı olduğuna dikkat çekilmeli.
Buna bağlı olarak, tepeden tanzim edilen bazı yönetmelik ve tâlimatlarla üniversitelerde dayatılan "yeni bir uygulama" biçimindeki başörtüsü yasağının, Anayasaya ve yasalara aykırı yasadışı bir emr-i vaki olduğu mutlaka ortaya konulmalı.
Yine bu çerçevede, bu ülkede kanun yapma yetkisinin yalnız TBMM'ye verildiği, Anayasa'nın 6. maddesindeki, "Egemenlik, kayıtsız ve şartsız milletindir. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasa'dan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz" cümlesinin anlamı ve 7. maddedeki, "Yasama yetkisi, Türk milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez" kayıtlarıyla deklâre edilmeli.
Keza Anayasa Mahkemesi'nin başörtüsünü yasaklama yorumunun, Anayasadaki temel hak ve hürriyetleri düzenleyen maddelere de uygun düşmediği beyân edilmeli. Anayasa'nın 12. maddesinde, "herkesin kişiliğine bağlı temel hak ve hürriyetlere sahip olduğu"; ve "bu hak ve hürriyetlerin dokunulmaz, devredilemez ve vazgeçilmez olduğu" kesinliğine rağmen, yasağın açıkça bir hak ihlâli olduğu nazara verilmeli.
Ayrıca, Anayasa'nın 38/8. maddesine göre, "kişilerin temel hak ve hürriyetleri ancak kanunla sınırlanabileceği" prensibiyle, idârenin kanun olmadan "kişi hürriyetlerini kısıtlama sonucunu doğuran bir müeyyide uygulayamayacağı" hususu hatırlatılmalı.
Bu meyânda, Türkiye'de Cumhuriyetin ilânından bugüne kadınların kıyafetlerini düzenleyen ve başörtüsün yasaklayan hiçbir yasanın bulunmadığı, Anayasanın 11. maddedeki, "Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idâre makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Kanunlar anayasaya aykırı olamaz" ibâresine göre, sözkonusu YÖK ve bazı yargı organlarının yönetmelik ve yönergelerin Anayasal olarak hükümsüz olduğu açıkça belirtilmeli.
* * *
Anayasa'nın 27. maddesinde, "Herkesin bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama ve yayma bu alanda araştırma yapma hakkına sahiptir" deniliyor. 42/1. maddesinde, "Kimse, eğitim ve öğretim hakkından yoksun bırakılamaz" ibâresine, peşindeki 8. fıkrada, "Eğitim ve öğretim kurumlarında, sâdece eğitim ve öğretim ve araştırma ve inceleme ile ilgili çalışmalar yürütülür. Bu faaliyetler her ne sebeple olursa olsun engellenemez" esası getiriliyor.
Başörtüsünü "siyasî sembol"le savunmak yerine, en azından bu hususlar açıklanarak, başörtülü öğrencileri okula almamanın, hak kazandıkları okullara kayıtlarının yapılmamasının, eğitim ve öğrenimlerinin engellenmesinin, tamamen Anayasaya'daki eğitim hakkı ve hürriyetine de aykırı olduğu, anlatılmalı. "İnanç hakkı"nın "eğitim hakkı"yla takasının hukuku katletmek, temel hak ve özgürlükleri hiçe saymak olduğu vurgulanmalı.
Başbakan ve siyasî iktidar, milletten aldıkları vekâlet ve yetkinin hakkını vermeli; Anayasa ve yasalara aykırı dayatmaları demokratik irâde ve kararlılıkla kaldırmalı. Başka yolu yok.
18.01.2008
E-Posta:
[email protected]
|