Gül’ün cumhurbaşkanlığına karşı çıkanların en “önemli” itiraz gerekçelerinden biri, eşinin başörtülü olması. Yeni first lady’nin şahsında başörtüsü devletin en tepe noktasına çıktığı takdirde, aşağı kademelerde uygulanan yasağın iyice zora gireceğinden korkuyorlar.
Bu noktadaki rahatsızlığın en çok hissedildiği yerlerin başında ise askerî cenah geliyor. Çünkü ne yazık ki, yasakla kendisini en fazla özdeşleştiren kurum askeriye. Onun için de, başkomutanın eşinin örtülü olması ihtimaline yönelik ısrarlı itirazlar özellikle o adresten yükseliyor.
Hilmi Özkök gibi bir ismin, hem de 22 Temmuz sonrasında yaptığı çıkış bunun son örneği.
Özkök, “Bizim kimsenin başörtüsüyle bir sorunumuz olamaz” diye başladığı sözlerini “ama” kaydıyla şöyle sürdürüyor “Onun siyasallaştırılmış halinin devletle ilişkilendirilmesi uygun olmaz, doğru olmaz.” (Hürriyet, 13.8.07)
“Başörtüsünün siyasallaştırılmış hali” ifadesi ile, baştaki örtünün bağlanma biçimine dayalı belli bir formatın kast edildiğini düşünecek olursak, “Acaba babaannelerimizin örttüğü tülbent veya Anadolu kadınının örtüsü cinsinden bir başörtüsü olursa bu itiraz kalkar mı?” sorusu ister istemez bir defa daha gündeme geliyor.
Aslı hiç de öyle olmadığı halde “türban” ismi taktıkları örtünme şekline “siyasî simge” iddiasıyla yasak getirenler, eğer “Başörtüsüne karşı değiliz” iddiasında samimî iseler, çözümün “Başlar mutlaka açık olacak” dayatmasında değil, alternatif baş örtme modellerine kapıyı açmakta olduğunu kabul etmek mecburiyetindeler.
Gül ailesinin “türbanı modernize etme” adı altında modacılara başvurması, bu anlamda alternatif çözüm bulma arayışının bir sonucu ve ifadesi olabilir.
Ama niyet böyle bile olsa bu girişimin, aynı zamanda AKP iktidarıyla ivme kazanan “dejenerasyon, yozlaşma” sürecinde yeni bir aşamayı tetikleme riskini beraberinde getirdiği kesin.
Modacıların arenası haline gelmiş bir tesettür asıl anlam ve amacından sapmış, kadının ibadet niyet ve kastıyla kendisini yabancı nazarlardan gizlemesini öngören temel esprisini kaybederek, tam tersi bir zemine çekilmiş olmaz mı?
Konunun üzerinde durulması gereken bir diğer boyutu, Gül’ün ve Erdoğan’ın “Çankaya’da başörtüsü”nü savunurken Birinci Cumhurbaşkanına dayanma, onun eşini ve annesini referans gösterme yanlışını ısrarla sürdürmeleri.
Oysa yasakçıların dayanağı da aynı kişi. Ve onların argümanları çok daha güçlü ve tutarlı
Diyorlar ki: “Zübeyde Hanımın örtüsü türban değil, tülbent. Latife Hanım ise evlendiğinde açıktı. Ama o günün toplum yapısını dikkate alarak, yurt gezilerinde halkın karşısına örtülü olarak çıkıyordu. Boşandıktan sonraki ömrünü de kıyafet devrimine uygun şekilde geçirdi...”
Dahası, CHP’li Onur Öymen’in vurguladığı gibi, “Atatürk’ün hedeflerinden biri tesettürü kaldırmaktı.” Ve bu, daha millî mücadele günlerinde M. Kemal’in, Mazhar Müfit’in not defterine yazdırdığı temel hedefler listesine “Tesettür kalkacak” maddesini koydurmasıyla da sabitti.
Hal böyle olunca başörtüsünü, hayatı boyunca tesettürü kaldırmayı hedeflemiş bir kişiye dayanarak savunmanın hiçbir anlamı yok.
Kendi dâvâsını küçük düşürmekten başka...
17.08.2007
E-Posta:
[email protected]
|