Genel seçimler yapıldı, neticelerle ilgili yorumlar devam ediyor. Paris’de Sosyal Bilimler Akademisinde ders veren sosyolog Prof. Dr. Nilüfer Göle de seçim sonuçlarına farklı bir pencereden bakmış. Göle, 22 Temmuz 2007 genel seçim sonuçlarını değerlendirirken şöyle demiş: “Bence en çarpıcı olan şu: Muhalefet, ideolojiye yüklendi. Daha dindar olduğu için daha dogmatik olması gerektiğini düşündüğümüz AKP ise pragmatik ve güncel yaşamı yakalayan parti oldu. Haliyle, her şey tersyüz oldu...”
“Korkuya dayalı ulusalcılığın” ters teptiğine dikkat çeken Göle, “Genelde radikal hareketler korku vericidir, seçkin hareketler ise çok daha rasyonel düşünür. Bizde tersi oldu. Türkiye’nin seçkinleri korkuya dayalı ulusalcılık yaptı. Halk ise buna rağbet etmedi. Güncel hayata oy verdi. Bence seçimlerden çıkan sonuç budur: Türkiye’nin yeniden yumuşama talebi...” demiş.
Ünlü sosyolog Göle, Türkiye’deki değişimi yorumlarken, ‘türban’ın modanın bir parçası olarak görülmeye başlandığına da işaret etmiş ki; bu ‘tesbit’i aslında ‘tehlike’ işareti olarak anlamamız gerekir diye düşünüyorum. Göle şöyle demiş: “Türkiye’deki İslâmî hareket değişiyor. Tek model İran değil, El Kaide değil. Türkiye’de İslâmî hareket, solcu ve laik bir cumhuriyetin etrafında farklı bir şekilde yoğruluyor, türban da bununla birlikte değişiyor, modanın bir parçası oluyor, piyasaya giriyor. Bundan sonra kadınların türban tercihi olacak, kimisi çıkaracak kimisi takacak. Ben biraz banalleşecek diye bekliyorum...”
Kemalizmin kendini reforme edemediğini söyleyen Göle, “Ne yani, Türk halkı şimdi askerle farklı mı düşünüyor?” sorusuna da şu cevabı vermiş: “Bence şöyle söyleyebiliriz, Türk halkı, askerin sistemi durdurduğunu, tökezlettiğini fark etti ve oyuna müdahale etmesine izin vermedi. Yeniden borsaların inmesini istemedi, istikrarsızlık yaşamayı reddetti. Çünkü asker bugüne kadar hep hayatımızı kesintiye uğrattı. Asker de biliyor bunu. Asker ‘düzen’ diyerek geliyor ama sonradan ülke olarak geriliyoruz, onun için askere tavırdan ziyade, ben bu verilen oyun devamlılık oyu olduğunu düşünüyorum.”
(...) Burada, Türkiye’nin cumhuriyetçi seçkinlerine önemli bir eleştiri sunmak lâzım: Kemalizm denilen ve otoriter bir anlayışı olan, kendini bir türlü reforme etmeyen cumhuriyetçi ideolojinin artık kendini yenilemesi gerekiyor. Merkez sağ erimedi, merkez sol eridi. (...) Solun erimesinin altında da, cumhuriyetin kendi çocuklarını yemeye başlaması yatıyor. Çok ağır ama ben bunu böyle okuyorum: Cumhuriyet, kendi çocuklarını yiye yiye buraya geldi. Sürekli olarak reform yapmak isteyen, aslında tamamen cumhuriyetin devamı olan, kendinin başarısının kanıtı olan insanları dışladı. En iyi örnek Orhan Pamuk’tur. Nobel Ödülü almıştır, tamamen cumhuriyetin çocuğudur, onun büyümüş hayalidir, arzusudur, idealidir. Nedir cumhuriyetin arzusu? Kendi içinden çıkmış birinin en yukarıda, en büyük ödülle ödüllendirilmesi. Ama ne oldu? Adama yapmadığımızı bırakmadık. İş, Türk’ün Nobel’le imtihanı haline geldi. Ve bunun daha hesabını veremedik. Biz, başka bir sürü cemaate ait olan insanı da düşman ilân ettik. Bir saflık arayışına girdik.” (Hürriyet, Pazar eki, 29 Temmuz 2007)
Bu cevap üzerine ‘telâşla’ şu soru geliyor: “Yani Allah korusun, bir askerî darbe olsa, (millet) askeri desteklemez mi?” Göle, bu soruya da şöyle cevap vermiş: “Şöyle... O psikolojik harbin sonunda o kadar bezginleşecek, korkacak ve inanacak ki... Ama darbe yapmak isteyenler o psikolojik harbi kazanamadılar. Şimdi psikolojik harbi yeniden mi başlatacaklar? Bize yeniden mi felâketler zinciri yaşatacaklar? Hiç zannetmiyorum.”
01.08.2007
E-Posta:
[email protected]
|