“Dünya neye sahipse, onun vergisidir hep;
Medyun ona cemiyeti, medyun ona ferdi.
Medyundur o masuma bütün bir beşeriyet.”
Âkif ne özlü söylemiş. İnsanlık insanî değer adına neye sahipse onun sayesinde ulaştı.
Daha adıyla ruhları okşayan, barış meltemleri estiren İslâmı, akıl ve ilmin hükmetmeye başladığı günümüzde doğru şekliyle anlamak istemeyenlere ne demeli?
Sözümüz insaf ve vicdan ehline. Onlar zaten meselenin hiç de sunulmaya çalışıldığı gibi olmadığını çok iyi biliyor, gerçeği araştırma meyliyle İslâmın güzellikleriyle buluşuyor, kapağı ona atıyorlar.
Mesele hiç de onların takdim etmeye çalıştıkları gibi değil. İslâm gelmeden önceki dünyanın durumunu bir düşünün, bir de İslâm geldikten sonra dünyada olan değişiklikleri. On yıllık Medine döneminde yaklaşık olarak İslâm dünyası 2 milyon kilometrekarelik bir toprağa kavuştuğu, düşmanlarla bir kısım savaşlar yapıldığı o günlerde Müslümanlardan toplam ancak 150, düşmanlardan da sadece 250 kadar asker ölmüştü.
Allah Resûlü (a.s.m.) o kadar barış yanlısıydı ki mecbur kalmadıkça savaşa girmiyor, kan dökülmesini istemiyor, hatta Mekke’nin fethi esnasında düşmanın uyanıp da karşı koymaya yeltenmemesini, sessizce Mekke’ye girip savaşsız almayı istiyor, bunun için Rabbine duâ ediyordu. Maksadı kan dökülmemesi, insanların ölmemesi, kurtulmasıydı. Kin ve düşmanlıkların köpürdüğü bir atmosferde insanların hak ve hakikatlere kulak vermeleri mümkün değildi. Asıl maksat gönüller fethetmek, insanların huzur ve mutluluk dolu bir atmosferde, insanca, medenice yaşamalarını sağlamaktı. Onun için İslâm gittiği her yere önce insanlık, adalet, hak-hukuk anlayışıyla gidiyor, ülkeler fethetmeden önce kalpler fethediliyordu.
Evet, bu insanî muameledir insanları etkileyen, düşmanın düşmanlığını kıran, teslim bayrağını çektiren.
Bu güzel muamele sayesinde Haçlı Seferleri esnasında Ortadoğuda üç bin Hıristiyan Müslüman olmuştu. O Müslümanlar ki, kendi yiyecekleri ekmekleri esirlere dağıtmışlardı.
Salahaddin Eyyubi Kudüs’ü geri aldığında, Haçlılar daha önce haksız yere 70 bin esiri öldürdükleri halde intikam alma yoluna gidip bir kimsenin burnunu dahi kanatmamıştı. Şu birkaç örnek bile gösteriyor ki İslâm savaş değil, barış dinidir. Savaşa ancak mecbur kalındığında girilmiştir.
06.07.2006
E-Posta:
[email protected]
|