Mâlûm, Peygamberi Efendimizin (a.s.m.), “Elinizden çıkmadan kıymetini bilin” tavsiyesinde bulunduğu en değerli nimetlerden biri de sağlık.
Ancak gafletin bizleri bu tavsiyeye kulak vermekten en fazla alıkoyduğu hususlardan birinin sağlık olduğu da defalarca yaşadığımız mükerrer ve müteaddit tecrübelerle sabit.
Hastalar Risalesi’nde anlatıldığı gibi: “Hastalık olmazsa, sıhhat ve afiyet gaflet verir, dünyayı hoş gösterir, ahireti unutturur. (...) Hastalık ise birden gözünü açtırır. Vücuduna ve cesedine der ki: ‘Lâyemut (ölümsüz) değilsin, başıboş değilsin, bir vazifen var. Gururu bırak, seni Yaratanı düşün, kabre gideceğini bil, öyle hazırlan.” (Lem’alar, s, 207)
Aynı risalede hastalığın birçok başka hikmeti daha izah ediliyor; ama sadece bu nükte bile, rahmetli Ayhan Songar’ın “Hastalar Risalesi hastalığı sevdiriyor” hükmünü tasdik etmek için yeterli.
Hastalık birçok hikmeti içinde saklayan büyük bir nimet olduğu içindir ki, her namazdan sonra beş vakitte okuduğumuz tesbihatta Peygamberimize, ağaçların yaprakları, denizlerin dalgaları, suların damlaları gibi “bütün hastalıklar ve devaları adedince” de salâvat-ı şerîfeler getiriyoruz.
Hastalıklar, Rabbimizin Şâfi isminin tecellîsine vesile olmaları cihetiyle de bizlere, Cenab-ı Hakka yakınlaşma fırsatları sunuyor.
Bu çok değerli fırsatı iyi kullanıp, “hastalığın açtığı dua musluğunu, afiyeti kesb etmekle kapamamak gerekir.” (a.g.e., s. 213)
Bu mânâlar, şu günlerde mevsim geçişine ve hava şartlarındaki alışılmadık dalgalanmalara bağlı olarak bütün evleri yoklayan soğuk algınlığı, grip, nezle ve öksürük gibi geçici rahatsızlıklardan, vücut dengelerindeki esaslı bozulmalar neticesi olarak ortaya çıkan ciddî hastalıklara kadar bütün sağlık problemleri için geçerli.
Sağlık da, büyük-küçük, geçici-kalıcı her bir hastalık da, hayat imtihanında ayrı bir sınav konusu.
Hastalar Risalesi’ndeki devalar bizlere bu sınavları başarıyla vermenin anahtarlarını sunuyor.
Ubudiyetin sırrını yakalamanın en önemli şartı olan acz ve fakrını idrak halet-i ruhiyesinin en çok hissedildiği hastalık hallerinde sabır ve şükür mânâlarıyla donatılarak yapılan dualar, insanı yaratılış maksadına ulaştırma açısından paha biçilmez bir kıymeti haiz.
Hastalığın insana kazandırdığı bir başka güzel haslet de, hasta olanların halini daha iyi anlama ve hissetme imkânını vermesi.
Sıhhat ve afiyetten gelen müstağnî ve duyarsız bir tavır içindeki insan, ancak kendisi hasta olduğunda aczini ve fakrını anlar; duaya, şefkate ve hattâ ziyarete ne kadar ihtiyacı olduğunu görür.
Sağlığına kavuştuğunda, aldığı bu tesirli dersin neticesi olarak, hastalara şefkatle yaklaşır, yardımcı olmaya çalışır, “hiç olmazsa dua eder, şer'an sünnet olan keyfini sormak için ziyaretine gider, sevap kazanır.” (a.g.e., s. 215)
Hastalıkların, nur dairesindeki nuranî rabıtalar içerisinde, Üstadlarının hastalığını kendilerine almak için, “Üstadın yerine ben vefat edeyim, tâ ki hizmet selâmetle devam etsin” diye hulûs-i kalble niyazda bulunan ve bu duaları derhal kabul edilen şehit Hafız Ali ve Hasan Feyzi'de olduğu gibi, “hizmetin kerameti” olarak tarihe mal olmuş göz yaşartıcı ve müstesna örnekleri ise ayrı bir bahis.
Ama tabiî ki, Zübeyir Gündüzalp’in önemle belirttiği gibi, hizmet için asıl olan sağlık. Sıhhatini koruma hususunda gereken itinayı göstermeyenin hizmeti kısa olur, bunun sorumluluğunu taşır.
Sağlık içinde, ihlâs ve istikamet üzere hayırlı hizmetler niyazıyla.
Not: Çağın müceddidiyle vicahen mülâkî olma, sohbetini dinleme ve hizmet eksenli görüşmelerde bulunma mazhariyetine erişmiş son şahitler neslinin bahtiyar temsilcilerinden; zor bir zamanda omuzladıkları nur hizmetinin bugünlere ulaşmasında büyük emek ve gayretleri geçen isimsiz kahramanlardan Hakkı Yavuztürk, hayli zamandır zorlu bir hastalıktan ağır bir tedavi görüyor. Makbul ve müstecab dualarınızı bekliyoruz...
19.11.2006
E-Posta:
[email protected]
|