Terör, can alıyor. Anaların yüreği yanıyor. Gencecik evlatlarını kaybeden ve evlât acısının tarifsiz kederi ile yüzleşen anne babalar ve diğer aile fertleri, yoğun bir tepki ve nefret dalgasında kendilerini buluyorlar.
Şehadet şerbetinin verdiği teselli, imanın metaneti ve vatan duygusunun idraki, halkımızı teskin eden manevî değerler olsa da, ateş düştüğü yeri yakar misali, ocağı tütmeyen ve sönen fidanların hayalleri kendileriyle birlikte gidiyor.
Son günlerde artan terör, toplumun var olan gerginliğini katladı. Hassasiyetler, vicdanı kanatırcasına yaşanan elim hadiselerden dolayı haykırıyor. İç ıztırabın farklı şekilleri, her cenazeyle birlikte, adeta dipsiz bir kuyuda ümitlerimizi, geleceğimizi ve sükûnetimizi boğuyor.
Maneviyattan mahrum, dağa çıkacak kadar cahil ve cani, ülkeye kastedecek kadar gözünü kan ve cinayet bürümüş terör grupları, bu topraklarda nasıl çıktı? Kim yetiştirdi? Birliğimizin dinamiklerine, bu denli mütecaviz ruhla kasteden bir nesil kimin eseri? Sadece “hain, kandırılmış” tanımları yeterli mi? Bu hıyanete sürükleyen mayanın yanlışında bizim payımız nedir?
Özellikle cari zihniyet, tedavüldeki kafa ve despot anlayış, acaba kendi türevlerini aksülamel ile yetiştirdiğinin farkında mı?
Son 30 yılın katlanan ve gittikçe kördüğüm olan bu akıl tutulmasının ve idrak kaybının önlenmesi nasıl sağlanacak? Köklü sosyal ve psikolojik sebeplere dair detaylı, toplumla paylaşılan, kamu sorumluluğuna haiz bütün tarafların yer aldığı bir konsensüs metni ve akıl rehberliği niteliğinde yol haritası var mı?
Herkes rahatlıkla, en farklı görüşlerini bile ortak bir zeminde tartışarak, eşit şartlarda bir ifade özgürlüğü ve müzakere iklimi ile problemi çözecek vadide beraberce kafa kafaya verip ortaya koyabiliyor mu? Yoksa sadece askeri kayıpların acısı ile yanıp tutuşmamız, kutuplamayı daha da azdıracak yollara değişik saiklerle tevessül etmemiz, ne kadar mazur görülebilir bir tepki düzeyidir?
Öncelikle akan kanın durması lâzım. Bunda herkes hem fikir. Ancak bütün kuvvetimizle güvenlik güçleri ile olayı çözmek istememize rağmen, yaşananlar gittikçe karmaşık bir hal alıyor ve içinden çıkılmaz yeni yaralar açılıyor. Peki, ihmal ettiğimiz neler var? Düz mantığı zorlayacak, makulu arayacak ve hepimizi nefis muhasebesine çekecek ciddi bir sorgulama yapacak sarsıcı düşüncelerin eşiğinde yeniden düşünmeye ne kadar hazırız?
Aklımızı başımıza almaya ve demokratik, hukukî, askerî ve ekonomik bütünlüğü bir arada mütalaa etmeye, halkın sağduyusunu işin içine çekmeye çalışacak ev ödevlerimiz var mı? Farklı ufukların penceresinden bakabiliyor muyuz? En acısı, vahim olanı, terör belasıyla toplumun gerdirilmesi ve sosyal güven parametrelerinin sarsılması ile birlikte ortaya çıkacak yeni senaryolara müheyya bazı siyasi ve ideolojik kamplaşmaların meydan almasıdır.
Cenazeler üzerinden, dinimiz üzerinden ve cumhuriyet üzerinden siyaset yapmanın, siyasi stratejiler geliştirmenin ve görev dışı roller üstlenmenin ahlakî bir yetersizlik ve ciddi bir vebal olduğunu söylemek zorundayız. Kimseyi itham etmiyoruz. Ancak değerler üzerinden yürütülen siyasetin bizi getirdiği nokta ve sürüklediği kamplaşma ortada. Gerilim siyaseti, tahrik üslubu ve muhakeme kıtlığı, bizi duygu merkezli ve tepki eksenli bir zemine sürüklemektedir.
Gelinen noktada, iç tehdit algılaması olarak başörtüsü ve mescitle zaman kaybeden, doğudaki masum vatandaşı yanına alamayan ve gençlerin dağa çıkmasını durduramayan bir mekanizma, kendi yanlışına ve siyasî kabızlığına, güvenlik zafiyetine ve baskıcı tutumuna, maliyeti çok ağır bedeller ödettirmektedir.
ABD, Kuzey Irak, PKK problemlerinin yanı sıra demokrasiyi frenleyen iç siyasî çalkantıların geldiği noktada, seçimi gölgeleyecek boyuta gelen terör tırmanışı kafamızı iyice karıştırıyor? Neden bu günlerde, neden organizeli kitlesel hareketlerle cevap verme refleksine dâvet denemeleri?
Can gidiyor, kan akıyor, aileler perişan, ancak bildik gerilim senaryolarından öteye sağduyulu ve caydırıcı bir tedbir ortaya çıkmıyor. Acaba neden? Halk, tereddütlerini yenecek şeffaflığa ne zaman kavuşacak? Bu kadar acı sonuçların hesabını kim verecek?
Gerilime sürüklenmek, haklı bütün sebeplerin sadece bir kılıf olduğunu hatırlatır. Ya da ittirenin planına servis yaptırır. Gerisi iç kanamadır.
11.06.2007
E-Posta:
[email protected]
|