İrtica: 1. Geriye yönelme, eskiyi isteme. 2. İslâmiyet’ten uzaklaşıp câhiliye devrine geri dönme.
Tabiî yaygın anlamda lügat mânâsı olarak birinci tercih ediliyor. İkinci anlamını ise lügat sayesinde yeni öğrendim.
Yıllardır malum çevrelerce, zamanı geldiğinde (!) ısıta ısıta gündeme getirmekten bıkılmayan kavramlardan bir tanesi de irtica.
İrtica hikâyeleriyle geçti ömrümüz desek, abartmış olur muyum?
İşte size birkaç irtica fotoğrafı…
Tarifi yok
Türkiye Sağlık İşçileri Sendikası Genel Başkanı Mustafa Başoğlu, 4982 Sayılı Bilgi Edinme Kanunu gereğince başta Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Genelkurmay Başkanlığı ve MGK olmak üzere ilgili tüm kurum ve kuruluşlara “İrtica nedir? Suç mudur? Suçsa yargılanan, ceza alan, hakkında işlem yapılan kişiler var mıdır?” sorusunu yönelterek bilgi istemiş. İlgili mercilerin verdikleri cevaplarda irtica ile ilgili herhangi bir açıklama, tarif ve açıklayıcı bilgiye ulaşamamış.
Kimileri cevap vermemiş, kimisi dosyayı rafa kaldırmış, kimisi “soyut ve genel” bulduğu için cevaplayamayacağını ifade etmiş, kimisi “Kanunda irtica suçu diye bir suç yoktur” cevabını vermiş, kimisi “Bizim makamımıza böyle bir soru sorulamaz” demiş, kimisi de “Onun konuşmaları kendi takdiridir. Bilgi edinme yasasına girmez” demiş…
Anlaşıldığı üzere Sayın Başoğlu, başvurduğu kurum ve kuruluş sayısınca farklı cevaplar almış…
Bu kadar yaygın kullanılan bir kavramın tarifinin yapılamaması garip mi, yoksa komik mi desem? Ama sanırım lastikli kavramların keyfî kullanımı tesbiti daha uygun…
Basın bildirisini okuduğumda gayr-i ihtiyarî aklıma geldi:
İslâm’da oruç ibadeti ile ilgili Ramazan hilâlini tesbitte “Gökte hilâl vardır” deyip göstererek ispatlayan cahil iki kişinin şahitliğinin, “Görmedik, çünkü…” ile başlayan farklı cümleler kuran binlerce âlim kişiye tercih edilmesinde muhteşem bir sır var. Öyle değil mi?
Mürteci misiniz?
Okul sezonu birkaç hafta önce başladı ya. Oğlum ve küçük hanımla beraber okul alış verişine çıktık. İstanbul’da yaşıyorsanız bu iş için en uygun alış veriş Mahmutpaşa’da yapılır. Çeşit boldur. Fiyat yelpazesi ve kalite de öyle. Hemen bütün büyük giyim firmalarının bir şubesi orada vardır. İşportacılar, zaten ayrı bir dünya… Oraya gittiğinizde Türkiye’nin, ya da İstanbul’un para piyasasının kalbinde bulunduğunuzu hissedersiniz. Esnafının cingözlüğünü başka bir yerde görmeniz zayıf bir ihtimaldir!
Küçük beyimiz artık standart çocuk kalıplarını aştığından, mağaza mağaza dolaşıp uygun beden kıyafet aradık. Nihayet dükkânların birinde birkaç denemeden sonra amacımıza ulaştık. Tabiî bu arada aynı zamanda tezgâhtarlık da yapan dükkân sahibi ile konuşmalar yapıldı:
“Delikanlı kaçıncı sınıftasın? Nerde okuyorsun?”
“İmam Hatip Lisesinde…” cevabını alan bey, bana yönelerek ciddî ciddî “Demek bunca gelişmeye rağmen oğlunuzu gerici yetiştiriyorsunuz hanımefendi?” dedi.
Zaten alışveriş telaşından yorulan ve bu sorudan çok bozulan ben, bir yandan “Koca çarşıda bula bula burayı bulduk” diye düşünürken, bir yandan da kızgınlıkla “İnşallah… Oğlumuzu gerici yetiştiriyoruz, kızımızı da öyle yetiştirme gayretindeyiz. Başka sorunuz?” cevabını verdim.
Şaşkın bakışlarla izlediğimiz, hiç beklenmeyen bir tepki vererek kahkahalarla güldü dükkân sahibi. “Ben de gericiyim hanımefendi, ben de. Halimden de çok memnunum. Hem de aynı okuldan mezun oldum” deyip, küçük beyle sohbete başladılar…
Gurbet kuşları göç hazırlıklarında…
1980 İhtilâlinin ve Netekim Paşanın ülkemize armağanı olan YÖK sayesinde, zaten mevcut olan beyin göçü daha da hızlandı. Eşit eğitim imkânından faydalanamayan on binlerce genç yürek, üniversite eğitimi için bazen dünyanın uzak köşelerine, bazen de komşu ülkelere gidiyorlar artık. Onların gurbetteki başarı öykülerini sevinçle, ama aynı zamanda da yüreğimiz buruk takip etmekteyiz…
Üniversiteler açılıyor. Ve şimdi göç zamanı…
Geride kalan gençler ve bizse yeni eğitim döneminin açılması dolayısıyla yapılan ve içinde sık sık “İslâm, irtica, bölücülük, izin vermeyeceğiz..” kelimelerinin geçtiği rektör konuşmalarını bilmem kaçıncı kez dinlemekteyiz. Çooook duyduk bunları… Türkiye üniversiteleri dünya sıralamasında sonlardaymış. Ne gam…
Hayalim yirmi yıl öncesine gidiyor. Üniversitenin son sınıfında arkadaşlarımla staj telâşesini yaşıyoruz. Staj yapacağımız yerlerin tercih listesini sunuyorlar bize. Herkes Dekan Yardımcısına tercihini bildiriyor ve stajyer öğretmen olarak vazife aldığı okula gidiyor. Sınıftakilerin hepsi evlerine yakın okulları tercih ediyorlar ve tercihleri kabul ediliyor. Hepsi pür neşe… Ben de tercihimi evime yakın bir okuldan yana yapıyor, Dekan Yardımcısına tercihimi bildirmek üzere odasına gidiyorum. “Hımm… Fatih.” Birkaç evrak karıştırıyor. “İstersen seni Fatih Kız Lisesine verelim zaten oradan mezunmuşsun” diyor sırıtarak. Ardından biraz düşünüyor ve “Notların da pek güzelmiş, ama sevinme. Seni o mürteci bölgeye vermeyeceğim”
Staj yapacağım bölgeyi şaşkınlıkla dinliyorum… Stajımı arkadaşlarımın tersine evimden çok uzak bir bölgede çileli bir şekilde tamamlıyorum…
İnşallah, hepimiz zahmette rahmeti bulanlardan oluruz…
07.10.2006
E-Posta:
[email protected]
|