Hükümetin AB sürecinde yavaşladığı eleştirilerine özellikle Başbakanın sert ve öfkeli tepkiler verdiğini defaatle gördük.
Dışişleri Bakanı da bu eleştirileri kabul etmedi, ama üslûbu daha mutedildi. Dahası, geçen yasama döneminde bunlara zımnen hak verdiği anlamına gelen bir adım attı:
9. reform paketini gündeme getirdi ve bu pakette yer alan düzenlemelerin Meclis tatile girmeden önce kanunlaşacağını söyledi.
Ama ardından, Adalet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü, paketin o takvim içerisinde çıkmasını “eğer mümkün olursa” kaydına bağladı.
Ve sonuçta Gül’ün değil, Çiçek’in dediği oldu. Pakette yer alan kanunlardan sadece birkaçı Meclisten geçti, diğerleri kaldı.
Buna mukabil, TMK’da aynı şeyin yaşanmasına müsaade edilmedi. TMK çıktı, reform paketi beklemeye alındı.
Brüksel'in bu duruma tepki göstermesi üzerine evvelâ Gül, sonra Erdoğan yarım kalan 9. reform paketini tamamlamak için Meclisi erken açacaklarını söylediler. Hattâ bunun için “19 Eylül” diye tarih de verdiler.
Ama Lübnan’a asker meselesi bu sözü unutturmuş görünüyor. Çünkü tezkere için Meclisi 5 Eylül’de apar topar toplayıp istenen kararı çıkarttılar. Sonra da oturumu yöneten Başkanvekili Nevzat Pakdil, “1 Ekim’de tekrar toplanmak üzere” toplantıyı sona erdirdi.
Buna rağmen hükümet 19 Eylül’de bir olağanüstü toplantı çağrısı daha yapar mı?
Yapabilir. Yapması da lâzım. Çünkü bu noktada verilmiş bir söz var. Dahası, Ekim ayının ilk haftasında açıklanması beklenen ilerleme raporu öncesi 9. paket en azından Meclisten çıkmış olmalı ki, rapora aksetsin.
Gerçi söz konusu paketin tatminkâr ve beklentilere cevap verebilecek bir muhtevaya sahip olduğunu söylemek de mümkün değil. Ama hiç değilse görüntüyü biraz olsun kurtarmak açısından nisbeten işe yarayabilir.
Çünkü çoktandır gözlenen, dikkat çeken ve giderek daha fazla eleştirilen tablo şu:
Hükümet AB’yi iyice boşladı. Buna karşılık Lübnan işine sarıldı. “AB dururken niye Lübnan?” eleştirisini ise şu mantıkla cevapladı:
“Lübnan’a giden ülkeler AB’nin lider ülkeleri. Fransa, İtalya, Almanya. Onlar giderken biz gitmezsek ciddî bir kırılma olur. İlerleme raporu da çok sert çıkar.“ (Hürriyet, 4.9.06)
“En yetkili ağız”ın Fatih Çekirge’ye söylediği bu sözler ne ölçüde gerçeği yansıtıyor?
“Lübnan’a asker göndermek” de kaşla göz arasında AB kriterleri arasına mı girdi?
Tabiî, öyle birşey yok. Nitekim AB uzmanı Cengiz Aktar, daha önce Bosna’ya AB gücüyle birlikte asker gönderdiğimizi, ama bunun üyelik sürecine olumlu veya olumsuz bir etkisi olmadığını vurguladı. (Akşam, 5.9.06)
İlerleme raporunun muhtevasını belirleyecek olan kriterler belli. Bunların önemli bir kısmı, Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonunda benimsenen raporda tekrarlanıyor.
Hükümete düşen, bu kriterlere göre, bilhassa demokratikleşme reformlarını sürdürmek olmalı. Bunlarda ipe un sererken, “Reformları aksattık, ama Lübnan'a asker gönderdik” gibi mugalâtalarla oyalanmak değil.
08.09.2006
E-Posta:
[email protected]
|