Bangladeş’ten dönüşümde bazı kitap ve dergilerin masamda birikmiş olduğunu gördüm. Bunlardan bazıları Nesil Yayınlarının Risale-i Nurlarla ilgili göndermiş olduğu Arapça kitaplardı. Aslında bu arzumu onlar gerçekleştirmiş oldular. Ben de bu ve benzeri kitapları edinmek ve elde etmek istiyordum. Bu kitaplardan bazıları sempozyum ve konferans bildirilerinden oluşuyor. Tasavvuf ile Nursî Arasında Ruhi İdrak, El Cemaliyye fi’l-fikri’l-İslâmî el muasır: En Nursî nemuzecen (Çağdaş İslâm düşüncesinde estetik ve Nursî örneği), En Nursi Ediben (Edebiyatçı olarak Bediüzzaman) bu kitaplardan bazıları. İdrak Er Ruhi ve En Nursi Ediben kitaplarında Faslı Hasan Emrani’nin ayrı ayrı iki makalesi var. Bunlardan birisi Bediüzzaman’ın hayatına dair. İkincisi de Mevlana ile Bediüzzaman’ı mukayesesi. Geldiğimde Hasan Emrani ile kitaplar vasıtasıyla karşılaştığım gibi yolculuk sırasında da dergiler aracılığıyla yine Hasan Emrani ve yine onun Bediüzzaman’la ilgili yazmış olduğu yazı ve kitapların tanıtımıyla karşılaştım.
Dubai’de İslami Edebiyat Birliği’nin yayın organı olan İslami Edebiyat dergisini almıştım. Yolculuk sırasında konuları arasında dolaşırken, yazılara göz gezdirirken ayın kitabının tanıtımı ilgimi çekti. İslami Edebiyat Birliği’nin üyeleri arasında olan Hasan Emrani’nin yeni bir kitabıydı bu ve adı: İnsanlığın Edibi Bediüzzaman Said Nursî adını taşıyordu. Başlıktaki insanlık ifadesi bir başka makaledeki başka bir insanlık ifadesini tedâi ettirdi hemen. Köprü dergisinin son sayısında Neocon’ların fikrî temellerini irdeleyen Mücahit Bilici, bu akımın birinci fikir babası Carl Schmitt’i tanıtırken şöyle bir ibare ve ifade kullanıyor: “Carl Schmitt ‘insanlık’ diye bir düşünceye inanmaz. İnsanlık (insaniyet, humanity) fikri ‘düşman’ kavramına müsaade etmediği için tehlikeli bir fikirdir” Zaten tersi olsaydı şaşardık. Bu da gösteriyor ki, Hasan Emrani’nin tasvirine göre Bediüzzaman’ın fikirleri veya reçetesi Neocon akımın panzehiridir.
***
Hasan Emrani’yi daha önce Türkiye’de yapılan İslâmî Edebiyat toplantılarında tanımıştım. Ebu’l-Hasan en Nedevi gibi zevatla gelmiş ve konuşmalar irad etmişti. Ama son yıllarda Ferid Ensari gibi Faslılarla birlikte Bediüzzaman üzerine de yoğunlaşmış bulunuyor. Ve anladığım kadarıyla zaman zaman Bediüzzaman’la diğer Müslüman mütefekkirler arasında mukayese ve karşılaştırmalar yapıyor. İnsanlığın Edibi adlı kitabında da böyle karşılaştırmalar yapıyor. Sözgelimi, Nesil’in yayınladığı makalelerde Mevlana ile karşılaştırma yaparken İnsanlık Edibi kitabında da Muhammed İkbal’le karşılaştırma yapıyor. Zaten Muhammed İkbal, Ali Şeriati’ye göre asrımızın Mevlana’sıdır. Bediüzzaman, Gazali gibi nesirle yazmış. Muhammed İkbal ise Mevlana gibi duygularını daha ziyade nazımla veya şiirle dile getirmiş. Muhammed İkbal ile Bediüzzaman’ın şahsiyetlerini yoğuran beş temel faktöre işaret ediyor.
-İman, Kur’ân, kendini yani nefsi tanımak, Allah’la güçlü münasebet kurmak ve seher vakitlerinde Allah’a münacat (El Edeb el İslami, sayı: 50, s: 80/81).
***
Hasan Emrani’nin kitabı ve yazıları bir kez daha şu tespiti doğrular gibidir: Araplar, Risâle-i Nur’u İslâmî konteks ve bağlama daha iyi yerleştiriyorlar. Bunun nedeni Risalelerin de kaynağı olan İslâmî kaynaklara ve bilvesile ile onun anlaşılmasına daha yakın olmaları gösterilebilir. Ayrıca kurucuları arasında merhum Allame Ebu’l Hasan en Nedevi gibilerinin bulunduğu İslami Edebiyat’ın Bediüzzaman’a sahip çıkması da ayrıca temas ve takdir edilmesi gereken bir husustur. İslami Edebiyat’ın birçok ülkede şubeleri bulunuyor. Mısır, Suudi Arabistan, Ürdün, Fas, Sudan, Hindistan, Pakistan, Bangladeş ve Türkiye. Mücevherat daima gerçek değerini sarrafların elinde bulur ve kazanır.
Hasan Emrani de Risale-i Nurları hem tarihî, hem de şer’î bağlamına oturtmuş bulunuyor.
22.06.2006
E-Posta:
[email protected]
|