M. Latif SALİHOĞLU |
|
Darbecilerin aklı, vicdanı var mı ki? |
Akıl ve vicdan... İnsanı hayvandan ayıran, yerinde kullanmak şartıyla insanı insan eden yüksek hasletlerdir bunlar. Aklı başında olan kimse, ne kendine zarar verir, ne de ülkesine, milletine, devletine zarar verecek işler yapar. Aynı şekilde, vicdanı sağlam olan kimse, ne kendine zulmeder, ne de başkasına. Kısaca: Akıllı kimse, zararlı değil, daima yararlı işler yapar. Vicdanlı kimse de, asla zalimlik yapmaz, daima adâletle iş görür. Darbecilerde ise, ne akıl var, ne de vicdan. Zira, hem ülkenin ilerlemesine darbe vurarak hayırlı gelişmeleri sekteye uğratıyorlar, hem de adâlet terazisini bozmak ve muhalif gördüklerine toplu cezalar vermek sûretiyle, boylu boyunca zulme giriyorlar. Yakın tarihimizde yaşanan kanlı darbeler, bu vahşiyane gerçeği bütün çıplaklığıyla yansıtıyor. Darbeciler, darbeye gerekçe hazırlamak ve kendilerini kurtarıcı gibi göstermek için, işe senaryo yazdırmakla başlamışlar. Ardından "kaos plânları"nı devreye sokmuşlar ve nihayet şartları olgunlaştırdıktan sonra darbe yapıp yönetime el koymuşlardır. 1960'ta da, 1980'de de yapılan budur. Dolayısıyla, 27 Mayısçılarla 12 Eylülcülerde vatan–millet hayrına olacak akıl, vicdan denilen insanî meziyetlerden eser yok... Onlarda, sadece halkı yanıltıp kandırmaya yarayacak bir "şeytanî zekâ" var, o kadar. Şimdi, bugünlerde ayyuka çıkan "Balyoz Plânı" örneğinden hareketle, geçmiş darbe dönemlerinde neler olduğuna ve nelerin yapıldığına kısaca bir nazar gezdirelim...
Darbecilik oyunu
Birinci Ordu eski Komutanı e. Org. Çetin Doğan imzasıyla hazırlanan ve yekûnu beş bin sayfayı bulduğu belirtilen "Balyoz Plânı"na ilişkin bilgiler medyada yer alınca, ortalık bir anda elektriklendi. Bu kanlı plânın detayları okundukça, hayretler dehşete dönüştü. İnsanlarımızın aklı, hafsalası almıyor bu işi. Genelkurmay Başkanlığı da, giderek tırmanan bu gerilimin farkına vardı ve vakit geçirmeden bir açıklama yapılmasını gerekli gördü. Yapılan açıklamada, sözü edilen plân red veya inkâr edilmiyor. Sadece bunun 2003–2006 yıllarını kapsayan hayalî bir "Plân Semineri"nden ibaret olup, uygulamaya yönelik bir hedef ve maksadının bulunmadığı ifade ediliyor. Söz konusu açıklama, bizim dikkatimizi çeken bir ifade de şudur: "Bu Plan Seminerine ilişkin olarak ortaya atılan iddiaları, aklı ve vicdanı olan hiçbir kimsenin kabul etmesi mümkün değildir." Demek, ortada akıl ve vicdan dışı iddialar var ki, bu ifadeye gerek duyulmuş. Peki, iddia nedir? Meselâ, iddialardan birkaçı şudur: Darbeye zemin hazırlamak için, kaos ortamı hazırlamak. Camilerde bomba patlatmak. Baskınlar yaptırmak. Kanlı eylemler gerçekleştirmek. Sıkıyönetim ilân ettirmek. Binlerce insanı stadyumlarda toplayarak yargılamak. Muhalif gazetecileri tutuklamak. Muvafık gazetecileri kullanmak. Vesaire... Evet, bütün bunlar akıl dışı, vicdan dışı şeyler. Ancak, bunların hiçbiri, darbecilerin yapmayacağı şeyler değil. Nitekim, benzer şeyler daha evvelki "darbecilik oyunları" sürecinde yaşanmış. Meselâ, 1960 Darbesi öncesinde, kardeş kavgası kızıştırılmış, üniversite talebeleriyle polisler karşı karşıya getirilmiş ve pekçok gazeteci kiralık kalem olarak kullanılmıştır. Bazı gazeteler, "Öğrenciler Et–Balık Kurumundaki kıyma makinelerden geçirildi" diyecek kadar, akılla, vicdanla bağdaşmayan haberleri uydurmuştur. Keza, üniversitelerin hemen tamamında öğrenci ve hatta öğretim üyeleri kullanılmak sûretiyle, gerilim alabildiğine tırmandırılmış ve kanlı bir darbeye zemin hazırlanmıştır. Zaten, iktidar partisine diş bileyen ve onu ezmek için fırsat kollayan akıldan, vicdandan nasipsiz cuntacılar vardı. İşte, önceden hazırlanan "kaos planı"na göre, şartlar olgunlaştırıldı ve çok alçakça bir darbe yapıldı. Darbeciler, Demokratların tamamını tutuklattılar. Nezarethanelerden olsun, Yassıada'da olsun, onlara aylarca işkence çektirdiler. İçişleri Bakanı Namık Gedik'i işkencelerle bayıltıktan sonra Harp Okulu penceresinden atarak katlettiler. Üstelik, utanmadan buna "intihar süsü" vererek, cinayetlerini örtbas ettiler. Aynı gaddar zalimler, Başbakan Menderes'i, Dışişleri Bakanı Zorlu'yu ve Maliye Bakanı Polatkan'ı da dârağacına göndererek, Allah'ın lânetine müstehak olacak cinayetler işlediler. Keza, darbe sonrasında—yine önceden hazırlanan plân mucibince—binlerce subayı (Eminsular) emekliye sevk ettiler. Nice öğretim üyesini üniversiteden attırdılar. Aralarında Said Nursî'nin talebesi Mehmet Kayalar ile sâdık dostu Kinyas Kartal'ın da bulunduğu 483 kişi Sivas'taki toplama kampında aylar süren işkencelerden geçirdiler. Şimdi soruyoruz: Bütün bu yapılanların akılla, vicdanla bir alâkası var mı? Adnan Menderes gibi halkın hür iradesiyle iktidara gelmiş bir demokrasi kahramanını idam ettirenlerin doğru aklı ve adâletli vicdanı olabilir mi? Asla! İşte darbeciler böyledir ve önceden hazırlamış oldukları "darbecilik senaryosu" böylesine kanlı, zulümlü oyunların sahnelenmesini gerektiriyor.
12 Eylül'ü olgunlaştırma plânı
27 Mayıs Darbesi gibi 12 Eylül Darbesinin de aynı odak ve aynı kafa yapısı tarafından sahneye konulduğundan zerre kadar bir şüphemiz yok. Üstelik, her ikisinin de birbiriyle benzerlik arz eden birçok yönü var. 12 Eylül Darbesinin zahirî gerekçesi "anarşi"ydi. Görünürde sağ–sol çatışması vardı. Kardeş kavgası yaşanıyordu. Sonradan yapılan açıklamalara göre, aynı silâh, üstelik aynı gün içinde hem sağcının, hem de solcunun elinde patlamış. Yani, zıt görüşteki insanlar aynı silâhla vurulmuş. Gerek bu gibi çatışmalar olsun, gerekse Taksim Meydanı'nı kana bulayan ve gerekse Maraş ile Çorum'daki katliâmlı olaylar (1978) olsun, bütün bunların önceden planlanıp hazırlanan kanlı senaryonun birer parçası olduğu şüphe götürmez bir gerçektir. Kanlı senaryo, darbeye zemin hazırlamak ve darbecileri kurtarıcı gibi göstermek maksadıyla sahneye konuluyordu. Nitekim, 2. Ordu eski Komutanı e. Org. Bedrettin Demirel, bilâhare bu gerçeğe parmak basarak, 12 Eylül Cuntası lideri Kenan Paşanın 1979'da "Biraz daha bekleyelim ki, darbe olgunlaşsın..." dediğini, ifşa edecekti. Bu, sadece "Bekleyelim, biraz daha kan aksın" demekten de ibaret değil; belki "Bu işte bizim de bir katkımız olsun" demek anlamına geliyor. Bu meyanda, söyleyecek daha çok şey var. Ancak, yerimiz dar ve şimdilik bu kadarı yeter diyerek, başlıktaki ifadenin kısa cevabıyla noktalıyor: "Hakikatte, darbecilerin ülkeye yarar sağlayacak ne bir aklı var, ne de vicdanı." 23.01.2010 E-Posta: [email protected] |