24 Kasım 2012, Cumartesi
İnsanların ahlâkî ve dinî kuralları harfiyen yerine getirmesi ancak içinde rıza-ı İlahi olduğu takdirde bir anlam ifade eder. Etkilemek istediği insanların hoşnutluğunu kazanmak, maddî ve manevî çıkar elde etmek gibi bir düşünce inhirafı insanı dünyada da ahirette de müflis yapacaktır.
‘Desinler’ hastalığına tutulan insanlar, zengin desinler, iyi Müslüman, cömert, alim, okumuş, genç ve güzel, başarılı, onunla arkadaş ‘desinler’ beklentisinin kıskacında bir hayat yaşanmaktadırlar ki, insan bütün bu ‘desinler’in kulu olmaktan, Allah’a kul olmaya vakit bulamamaktadır. Hatta şeytan öyle bir kandırmaktadır ki Allah’a kulluk saatinde bile insanın niyetini bozup, ‘desinler’ hastalığını, ibadet anlarına dahi bulaştırmaktadır.
Nefisperestlik hastalığının bir tezahürü olan bu durum ile insan, hayatını ‘desinler’e göre yaşamakta, dizayn etmekte ve düşünmektedir. Moda aldatmacası, reklam dünyası ve görenek belâsı tam da insanların bu zayıf damarını kullanmaya dönük bir virüs gibidir.
Kişinin giyim tarzından ev dekorasyonuna, harcamalarına, tavırlarına kadar sirayet eden bu hastalık maalesef kişiliği bozan, tahrip eden ve aslında insanları nefislerinin esiri haline getirip, zavallılaştıran bir hastalıktır.
Böyle insanlar, zengin ve cömert desinler diye israfa düşer, güzel desinler diye ahlâkî zaaf yaşar, başarılı desinler diye hırs hastalığına yakalanır, abid desinler diye küfre sapar, her ortama uyar desinler diye kişiliğini kaybeder.
İnsanın düşüncelerinin, davranışlarının saiki rıza-i İlâhî olmadığı takdirde, bu tür çukurlara düşme ihtimali o kadar çoktur ki her insanın bir veya birkaç zaafı şeytan tarafından bu amaç için kullanılır.
İnsanın makam ve mevki olarak üst insanlarla beraber olma tutkusu, o tarz insanlarla diyalog içinde olma çabasının altında da yine ‘onun arkadaşı’ desinler gibi basit bir su-i ahlâk etkeni vardır.
Kişinin manevî hastalıklara düşmesinin temelinde de yine bu yanlış düşünce tarzı vardır. Mesela sebeb-i hasaret olan hırsın altında yatan düşünce, makam ve mevki arzusudur. Bunun da temelinde ‘desinler’ duygusu vardır. Adavet hastalığına bağlı, tarafgirlik, inat gibi durumların temelinde de yine ‘desinler’ duygusunu görmek mümkündür. Bugün kan dâvâsı, ırkçılık gibi sosyal olayların bile temelinde, kişiyi eyleme sevk eden temel nokta ‘desinler’ hastalığıdır.
İnsanın tüm bu ‘desinler’ çabasının altında ciddî bir dünya sevgisi ve ahirete iman zaafı hükmetmektedir. Peygamber, evliya, sıddık, alim v.s. gibi maneviyat büyüklerinin hayatlarına bakıldığında onların hareket, düşünce, yaşayış ve muamelatlarında bütün söz, hâl ve tavırlarının temelini rıza-i İlâhî oluşturmaktadır. İnsan ne kadar bu düşünce çerçevesinde ihlaslı ve samimi olursa, o derece mertebe kat etmekte ve imanını kâmil bir noktaya taşımaktadır.
İnsanın çevresine, sosyal hayata uyum sağlama bahanesiyle doğruları terk etmesi, yanlışlıklara göz yumması, kişinin de toplumun da ayarını bozan bir başka tehlikeli ‘desinler’ hastalığıdır.
Aslında insana ‘desinler’ hastalığı küçük yaşta anne ve babaların verdiği yanlış eğitimlerle ortaya çıkmakta ve büyümektedir. Sürekli diğer insanların, bizim hakkımızdaki yargılar konusundaki endişelerle büyümek ve telkinlere maruz kalma neticesinde insan ‘desinler’ hastalığına tutulmaktadır.
Çocuk, anne ve babasından eve gelen yabancılara karşı takındıkları tavırdan, ilgiden, misafir gelince şöyle yap, böyle davran talimatlarından, aman şöyle demesinler, şöyle güzel giyinmiş desinler, rezil olmayalım, ayıp olmasın v.s. gibi telkinler ile ‘desinler’ hastalığı bulaşmaktadır. Bu durum insanın kişiliğinde bozulmalara ve toplumda maskelerle yaşanırsa ancak kabul görüneceğine olan inancı arttırmıştır. Bu yüzden hanımefendiliğin kendisine övgü yerine, ‘hanımefendi desinler’ mesajı, akıllı olmak yerine ‘akıllı çocuk’ desinler mesajı, ahlâklı olmak yerine ‘başarılı ve zeki genç desinler’ mesajı ve maskeleriyle bizim toplum ve kültürde yer edinilebileceği düşüncesi anneler ve babalar tarafından aşılanmaktadır.
İnsanlar olduğu gibi olmayı unutup, başkalarının görmek istediği tarzda görmeye, yaşamaya, düşünmeye, konuşmaya başlamaktadır.
Elbette bizim toplumumuzun genel yargıları, dinimizin getirdiği insan modeli, yaşadığımız çevrenin sınırlarını çizdiği bir yaşam modeli olacaktır. İnsanın, kendim olacağım diye kültürümüze, değerlerimize aykırılaşması da ayrı bir problemdir ki bu da aslında ‘herkesten farklı desinler’ aldatmacasından başka bir şey değildir.
Hâsılı, insanın düşünce, davranış, fiil, hareket, yaşantı, sözleri v.s. istikameti veren ancak rıza-ı İlâhîdir. Sadece O’nu razı etmek, insanı karakterli ve şerefli kılacaktır. Aksi halde insan ‘desinler’ hastalığı ile insanların ve nefislerinin kölesi olmaktan kurtulamayacaktır.
Okunma Sayısı: 5318
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.