Sağlıklı hayat prensiplerinin uygulanmasındaki önemli engellerden biri de, lezzet odaklı beslenme tuzağıdır.
Beyin ve iradenin kontrolündeki tad alma duyusu, diğer adıyla kuvve-i zaika, organizmanın güvenliği ile görevli kontrol noktasıdır. Bu noktanın sınırlarından geçebilmek, çoğu zaman aldatıcı lezzet maddelerinin çeşitli yollarla kamufle edilerek, rüşvet verilmesiyle gerçekleşebilmektedir. Yaradılışının en başta gelen hikmeti, vücuda girecek besin maddelerinin gereksiz ve zararlı olanlarını yasaklayarak, uzaklaştırılmalarını sağlamaktır. Vücut sarayının önemli idarecilerinden birisi olan tad alma duyusu, lezzetli bir hediye ile aldatılabilmektedir. Lezzet arttırıcı kimyevî bir madde veya yemeklerin hazırlanmasında uygulanacak yanlış metod, tad alma duyusunu zararlı kararlar vermeye ve beslenmede besinlerin yapısını bozan yanlış alışkanlıklara yol açabilmektedir.
Organizmaya zarar veren besinler, genellikle şekerli maddelerle kamufle edilmektedir. Dengede tutulamayan şeker oranlarının, çeşitli kronik hastalıklara sebep olduğu bilinmektedir. “Kandaki metabolizma artıkları, kandaki şeker nedeniyle oluşuyor. Şekerlenmiş artıklar, bir tür reaksiyon zinciri başlatarak, gidip vücudun protein ve yağ yapılarına yapışır. AGE adı verilen şekerli artıkları bolca üretmekteyiz. AGE’leri hem vücut üretir, hem de bizler dışarıdan alırız. Bütün sağlıksız yiyecekler, işlenmiş gıdalar birer AGE deposudur. Örneğin bir yiyecek yüksek ısıda pişmişse, o AGE deposudur. AGE’ler vücudumuzda ne kadar çoksa, o kadar hızlı yaşlanıyoruz demektir.
Tüm şekerli-unlu pişmiş gıdalar, tatlılar, bisküvilerden şekerli içeceklere, hatta şeker tadı almadığımız böreklere kadar hepsi zaten AGE içeren gıdalardır. Çoğunun lezzetinin kaynağı budur. Demek ki hazır gıdaya, özellikle unlu-şekerli besinlere veda etmek gerekir. Evde kendi yaptığımız pasta börek de aynı gruba girer. Hatta sağlıklı dediğimiz zeytinyağlı yemeklerin hepsinin başlangıcı olan yağda soğan kavurmak da, soğanı AGE’lemektir. Aslında tüm kavurma, kızartma, yüksek ısıda pişirme işleri AGE’leri dışardan almamıza sebep oluyor. Yiyecekleri düşük ısıda pişirmek, hatta olabildiğince çiğ yemek gerekir. Sebzelerin çiğ hâli, pişmiş hâllerinden çok daha sağlıklıdır. Kan şekeri piklerini, ani olarak yükseltmemek için, yavaş yemek yemek gerekir. Şekerin hızla kana karışmasını engellemek için, yemeğe salata ve sebze gibi lif içeriği yüksek yiyeceklerle başlamak önemlidir. Baklagiller, patates gibi un içeren besinleri ise, yemeğin sonlarına doğru tüketmek daha uygundur. Egzersizin, AGE’lerin oluşumunu azalttığı bilinir. Yemekten tam bir saat sonraki hafif bir egzersiz, kanda yükselmiş şeker pikini de azaltır. [Namaz kılmanın hikmetlerinden insan sağlığına da vereceği desteklerin ilmî kaynakları daha net anlaşılmaktadır. F.E.] Yemek faslının akşamüstüne doğru bitmesi gerekir. Akşam yemeklerini erken yemek, hatta zaman zaman hiç yememek, şekerlenmemizin az olacağı anlamına gelir. Meyveler özellikle gündüz saatlerinde çiğ olarak ve kabuklarıyla yendiğinde aksine anti-AGE’dir. Burada zararlı olan früktoz formu, mısır şurubundan elde edilen früktoz şekeridir. Maalesef früktozun içinde olmadığı neredeyse hiçbir hazır gıda yoktur. Tatlılardan turşuya kadar hemen hemen her şeyde früktoz vardır. Çünkü çoğu hazır gıda maddesidir. Aslında früktoz, modern gıda endüstrisinin bize attığı en büyük goldür.”1
Kimyasal tatlandırıcılarla lezzet merkezlerini uyararak, organizmanın biyokimyasal fonksiyonlarını yaradılış programlarından saptıran lezzet düşkünlüğüyle, kronik hastalıklar saldırısına uğratılmaktayız. Beslenmede gıdaların lezzetli olmaları elbette arzu edilir. Kabul edilmeyen ve zararlı olan uygulamalar ise, kimyasal katkı maddeleriyle gerçekleştirilen, tad alma duyusunun aldatılması olayıdır. Ayrıca damak tadı ve lezzet düşkünlüğü ile çeşitli gıda maddelerinin, mideye üst üste yığılmaları sonucunda, tam sindirilemeyeceklerinden hastalık kaynağı olabileceklerdir. Besin maddelerinin yanlış pişirme metotlarıyla hazırlanması, vücuda faydalı olacak besinlerin değerli yapıları tahrip edilerek, kanserojen maddelerin oluşmasına imkân hazırlanmasına sebep olabilmektedir. Gittikçe artan kronik hastalıkların engellenebilmesi, kısa süreli bir yalancı lezzet alma duyusundan yapılacak fedakârlıkla, organizmaya önemli bir destek sağlanabilecektir. Sağlığın korunması prensibiyle gerçekleştirilecek beslenme uygulamalarının hayat yolunda bizi güçlü olarak seyahat ettirecek vücut sağlığımızın lokomotif gücünün aldatıcı lezzet düşkünlüklerine feda edilmemesinin, insanları daha mutlu edebileceğine inanıyorum. Gerçek lezzet helâl, güzel ve hoş yaradılışlı besin maddelerindedir. Sağlıcakla kalın.
Dipnotlar:
1- Dr. Ayşegül Çoruhlu, Longevıty Planı, s. 224
Kronik Kitap 2024