Bizim Müslüman toplumlarında dinî bayramların farklı bir güzelliği vardır.
Ramazan ve Kurban Bayramları Müslümanlar arasında muhabbet, uhuvvet, müsamaha, yardımlaşma ve kaynaşma gibi duyguların coştuğu zamanlardır.
Bayram zamanlarında küsler barıştırılır, bayram ziyaretleriyle akrabalık ve kardeşlik bağları güçlendirilir, maddî durumu iyi olanlar muhtaç olanların yardımına koşar, fakir ve yoksullar çeşitli nimet ve ikramlarla sevindirilir, Müslümanlar arasında sosyal hayat bu bayram zamanlarında adeta yeniden güncellenir.
Sünnet bir ibadet olan mezarlıkların ziyaret edilmesi, vefat eden akraba ve yakınlara Kur’ân okunarak ruhlarının şâd edilmesi, bayramların diğer bir güzelliğidir. Bu vesile ile ölüm ve ahiret hayatı hatırlanarak dünyevîleşme meyli kırılır.
RAMAZAN BAYRAMI
Ramazan Bayramının bir diğer adı Fıtır Bayramıdır. Bu adı bu bayrama mahsus ibadetlerden biri olan ve “fitre” olarak bilinen fıtır sadakasından alır. Fıtır sadakası yaratılış sadakası demektir; insan olarak yaratılmanın bir şükür ifadesidir.
Ramazan bayramı, Ramazan ayı boyunca tutulan orucun sonunda, Cenab-ı Hak tarafından Müslümanlara verilen bir ikram ve ziyafet bayramıdır. Onun için bu bayramının birinci günü ile Kurban Bayramının dört gününde oruç tutmak tahrimen; yani harama yakın mekruh sayılmıştır. O günlerde oruç tutmak, adeta Cenab-ı Hakkın ziyafet davetine icabet etmemek anlamına geldiği için hoş karşılanmamıştır.1
Ancak bayramlarda israf derecesinde yeme–içmede aşırıya kaçmak, Ramazan boyunca terbiye edilmeye çalışılan nefsi, aşırı yemeklerle şımartmak da doğru değildir. Çünkü “Şükrün mikyası; kanaattir, iktisattır, rızadır, memnuniyettir; şükürsüzlüğün mizanı hırstır, israftır, memnuniyetsizliktir, helâl haram demeden rastgeleni yemektir.”2
BAYRAMDA EĞLENMEK
Hz. Peygamber (asm) Mekke’den Medine’ye hicret ettiğinde, oranın ahalisinin senede iki günü, bayram olarak kutladıklarını ve o günlerde eğlendiklerini görmüş, onlara “Bu yaptıklarınız nedir?” diye sormuş, onlar da, “Biz cahiliyetten beri bu günleri bayram olarak kutluyoruz” demişler. Efendimiz (asm) bunun üzerine onlara, “Allah-u Teala size bu iki güne karşılık, Ramazan ve Kurban Bayramlarını hediye etti” buyurmuştur.3
Peygamber Efendimiz (asm) Müslümanların bu bayramlarda meşru dairede neşelenip eğlenmelerini uygun görmüştür. Ancak her şeyin bir sınırı olduğu gibi, bayramlarda yapılacak olan eğlenmenin, kişiye ibadetini ve ahiretini unutturacak, kalbi ve diğer duygularının hakikî vazifelerini ihmal ettirecek seviyede olmamalıdır.
Üstad Bediüzzaman, “Bayramlarda gaflet istilâ edip gayr-i meşru daireye sapmamak için rivayetlerde, zikrullaha [Cenab-ı Hakkı zikretmeye] ve şükre çok azim tergibat [teşvikler] vardır. Ta ki, bayramlarda o sevinç ve sürur nimetlerini şükre çevirip o nimeti idame ve ziyadeleştirsin. Çünkü şükür nimeti ziyadeleştirir, gaflet ise kaçırır”4 buyurmuştur.
Kısaca; dinî bayramları meşru dairede, manasına uygun olarak, ifrat ve tefritten uzak bir şekilde, helâl haram ölçülerine riayet ederek, yeme-içme ve zaman israfı yapmadan, kulluk vazifesini de aksatmadan kutlamak gerekir.
Ramazan Bayramının, sizlere, bizlere, bütün Nur Talebelerine, ehl-i imana hayırlara ve İslâm Âleminin birlik ve beraberliğine vesile olmasını Cenab-ı Haktan niyaz ederim.
Geçmiş bayramımız mübarek olsun.
Dipnotlar:
1- İsmail Mutlu, Yeni İslâm İlmihali, YAN,2002, s. 386.
2- Mektubat, s. 426.
3- Salih Suruç, Kâinatın Efendisi Peygamberimizin Hayatı, c. 1, s. 293.
4- Lem’alar, s. 435.