Süfyan ve süfyanizm, din-i mübin-i İslâmı yok etme projelerini tatbike koymuşlardı.
Sloganları da; "Din öldürülecek!" idi. Buna karşı, 1. Dünya Harbi gazisi, Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri kahramanca, gür sesiyle, "Kur'ân'ın sönmez ve söndürülemez bir güneş olduğunu dünyaya ilân edeceğim" demiş ve tek başına o oyunları bozmuştu. Allah’ın izniyle, Kur'ân'ın, bu asırdaki muazzam tefsiri olan Risâle-i Nur külliyatını te'lif ederek, Süfyanizmin başında, bomba gibi patlatmıştı.
Risale-i Nur'ların, telifi de, neşri de, çok zor şartlarda yapılıyordu. Mütemadiyen tarassut, zulüm, hapis ve kanunsuz yasaklamalara rağmen işler yürüyordu. Hikâye uzun. Çok kimse bildiği gibi, bilmeyenler de öğrenebilir.
Risaleler Latince olarak, ilk defa Demokrat Parti-Menderes iktidarı zamanında, 1956 senesinde matbaalarda tâb edilip, daha sonra, 1958 ve 1960 senelerinde de basılmıştı. 60 ihtilâlinden sonra, tekrar yasaklama gelmiş, el altından sevkiyat yapılabiliyor, ama kitaplar basılamıyordu.
Çok kimsenin bilmediği bir şey daha var. O da şu: 1970 senesinde, Yeni Asya Neşriyat hayatına başlayınca, Risaleler Yeni Asya'nın basıldığı matbaada, "Sinan Matbaası- 1958" mührüyle basılıyordu. Ama tâb tarihi 70'li senelerin başları... Bu faaliyet, Risale-i Nur'ların serbest basılmasına kadar böyle devam etti. Hattâ o zamana kadar, şimdi neşir evleri bulunan, bütün diğer Nur cemaatleri de, o zamanlar, Yeni Asya matbaasında basılan, Risaleleri okuyorlardı. Yeni Asya'nın bu mevzuudaki hizmeti unutulmazdı.

Hiç unutmam, 12 Mart 1971 ihtilâl bozuntusundan sonra ilân edilen örfî idare, sıkıyönetim sırasında, İstanbul 1. Ordu kumandanı rahmetli Faik Türün Paşanın, bizzat idaresiyle, İstanbul’daki, gazetelerin matbaalarına baskınlar yapılmıştı. Matbaadaki Risaleleri gören askerler, Türün Paşa'ya bunu gösterip, "Komutanım, burada yasak kitaplar var!" deyince, "Bırakın evlâdım onları, bize tomson (o zamanki makineli tüfek) lâzım!" demişti.
Risale-i Nurların neşir tarihinde, çok acaib şeyler yaşanmıştı. Bunlardan en sonuncularından biri de, ilk defa, Yeni Asya’nın bastığı "ayet mealli, lügatçeli" külliyattı. Bunu birçok kimse diline dolamış, bizi yanlış yapmakla itham etmişti.
Risale-i Nur basma işlerinde istihdam olan Ahmed Aytimur Ağabey, bir gün, Mehmed Kutlular Ağabey’e, o yeni şekliyle basılan kitapları kastederek der ki; "Kutlular! Siz, Risale-i Nurları ne yaptınız öyle?" deyince, Kutlular Ağabey ona cevab vermiş: "Ahmed Ağabey, biz yanlış bir şey yapmadık ki... Üstadın sağlığında basılan Muhakemat'ın arkasında lügatçe yok mu? İşârât-ü’l-İ'caz'ın sayfa altlarında ayet mealleri yok mu?" deyince, "Haklısın Kutlular kardaş, doğru!" demişti.
Kahraman Kutlular Ağabey, her meseleyi delilli, isbatlı hâllettiği için, bizler rahat ediyorduk.
Vefatının, 4. senesinde, rahmetle yâd ediyoruz.