Bunu diyen hırsla kazanmaya çalışmanın yorucu olduğundan bahsediyor.
Biraz duralim sakin olalım. Baksana yaşımız kaç oldu diye sorguluyor. Karşısındaki de tasdik ediyor onu eskisi gibi tedirgin değiller. Biraz rahat kalıyorlar. Rahatım artık diyorlar. Ömür gidiyor çünkü. Rahatım artık kısmette ne varsa o.
Evet, hayat apartmanı yıkılıyor. Ömür tayyaresi şimşek gibi geçiyor. Zaman da sel dolaplarını sür’atle çalıştırıyor sözü kulaklarımızdan ömür gibi geçiyor. Sel gibi akıp gidiyor zaman, su gibi akıyor ömür diyenlerle birlikte.
Ömrün kıymetini anlıyor ikisi de. Değmeyen şeylere atıf yapıyor olmalılar. Hayatın daha değerli şeyleri olacağına hükmediyorlar ikisi de. Hayatta değerini bilemediğimiz değerleri nazara veriyorlar.
Bu söz kulakların yankısı vicdanların sızısı hayatın da bir nebze nabzı demek. Büyüklerden ne çok şey öğreniliyor. Hayata göz kırpan bir dertleşme adeta bu. Hayatın kıymetini hayatlandıran ne varsa nazarları oradan uzak tutmamanın bir tabelası adeta. Bu güzel ikili bu güzel konuşmalarından arkaya güzel nasihatler bırakıyor.
Bediüzzaman’ın her zaman başında duran serlevhayı mesela;
Dost istersen Allah yeter
Yaran istersen Kur’an yeter
Mal istersen kanaat yeter
Düşman istersen nefis yeter
Nasihat istersen ölüm yeter.
Bunlar ne güzel nasihatler. Hayatın içinden dersler hayatın içinden sözler. Hayata dair bir söz de gençlik rehberinde geçiyor:
Hayatın lezzetini, zevkini isterseniz hayatınızı imanla hayatlandırınız ve feraizle ziynetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz.
Bu da güzel bir ders oluyor. Hayatın içindeki gençlere de.
Ve başka bir yerde de şöyle diyor: Değmiyor dünya alaka-i kalbe.