"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kâinata değişilmeyen talebe: Zübeyir Gündüzalp - 2

Abdülbakî ÇİMİÇ
03 Nisan 2025, Perşembe
—DÜNDEN DEVAM—

Kocatepe Gazetesi

Afyon’da çıkan Kocatepe Gazetesi’nin 29 Teşrin-i Evvel(Ekim) 1948 tarihli nüshasında Bediüzzaman hakkında kısa malûmat kabilinden bir yazı yayınlanır. Gazetede Bediüzzaman’ın talebeleriyle birlikte mahkemeye gidişlerini gösteren iki de fotoğraf kullanılır. Güya Bediüzzaman’ın hayatı hakkında kısa malûmat verilen yazıda o kadar bâriz hatalar ve yanlış bilgiler verilir ki, bu yanlış bilgilere Bediüzzaman’ın binine bedel kabul ettiği talebelerinden Nur’un kumandanı, sır kâtibi, Nur’un Kara Sevdalısı, kâinata değişilmeyen Zübeyir Gündüzalp Ağabey bigâne kalamaz ve aşağıdaki cevapları verir. Bu yazıda yapılan yanlışlara sırasıyla cevaplar verilir. Birlikte okuyalım inşaallah.

(Kahraman Zübeyir’in Kocatepe Gazetesi’ne verdiği cevaptır.)

Bediüzzaman Saidü’n-Nursî gibi realizmin yüksek bir feylesofu olan bir dâhî hakkında vereceğiniz bir malûmattan memnun kalmış, sevinmiştik. Bu husustaki merak ve tecessüsle takib edeceğimiz yazılarınızı sabırsızlıkla bekliyorduk. 29 Teşrin-i Evvel 1948 tarihli nüshanızda ilk yazınızı okuyunca müteessir olmakla beraber, bu ehemmiyetli âlemşümul hâdisenin içyüzüne vâkıf olmadan sathî bir malûmat eseri olan yazılarınızı sütunlarınızda neşrettiğinize hayret ettik. Zira biz gazeteyi realiteyi tahrif veya tahvil etmeden motomot (aynen) efkâr-ı umûmiyeye arz eden bir neşir vasıtası olarak biliyoruz ve böyledir. Şimdi yazılarınızdaki yanlışları sırasıyla takdim ediyoruz:

- Saidü’n-Nursî’nin şöhreti “Bedi’zaman” değildir, “Bediüzzaman”dır.

- Bediüzzaman Denizli’ye nefyedilmemiştir. Orada sadece beraetle neticelenen muhakemesi yapılmıştır.

- Bediüzzaman Denizli ve Isparta’da mahkûm edilmemiştir. Bilakis masumiyeti güneş gibi aşikâr olarak beraet ettirilmiştir.

- Şeyh diye, tarikat tesis eden ve tarikat dersi verene denir. Bediüzzaman’ın tarîkatla ilgisi olmadığı mahkemelerde isbat edilmiştir. Bu itibarla Bediüzzaman şeyh değildir. Onun eserleri vardır. Cemiyeti eserleriyle irşad etmiş ve etmektedir. Eser veren bir kimseye de müellif denir. O harika eserleriyle dâhî bir müellif olarak büyük bir şöhret ve değere mazhar olmuştur.

- Mürid tabiri de, şeyhle talebesi mabeynindeki bir ıstılahtır. Bediüzzaman’la mahkemeye verilen temiz nasiyeli şahsiyetler mürid değildir. Bediüzzaman’ı dâhî bir feylesof ve üstad bilip, eserlerini iştiyakla okuyan ve yazan ve kendilerini böylelikle eserlerinden ilm ü irfan elde ettikleri hocalarının talebeleri addeden kimselerdir.

- Rejim aleyhinde ve dinî propaganda mahiyetinde gördüğümüz cümleler, üç mahkemenin gayet geniş ve dakik tahkikat ve taharriyatı Bediüzzaman’ın yazılarında rejim aleyhinde bir tek cümle tesbit edemediği halde; sizin bu körü körüne yaptığınız taklid efkâr-ı umûmiye indinde gazeteniz hakkında menfî bir kanaat uyandırmış ve gazetecilik şeref ve haysiyetiyle kabil-i telif olmayan vukufsuzluğunuzu şiddetle reddetmiştir. Bediüzzaman propagandacı değildir. O, harika eserleriyle materyalizm bataklıklarında halâskârlık vazifesini yapmış, eserlerini bulup okuyabilen millet ve gençliğimizin ahlâk ve vazife bağlarını takviye etmiştir. Bu hilaf kabul etmez hakikatı, yüzlerce eseri teyid etmektedir.

- Yüzlerce eserleriyle bu vatan ve millete senelerdir mürşidlik eden, materyalizm ve rasyonalizm gibi komünistlerin iki dehşetli silâhı olan felsefenin hakikatla hiç alâkası olmadığı, tamamen bâtıl ve muhal olduğunu isbat edip felsefe âleminde yeni bir çığır açmasıyla komünistlikle zehirlenmek tehlikesine maruz kalan kahraman Türk gençliğini kızıl ejderin yaralayıcı vahşeti ve korkunç pençesine düşmekten kurtaran bir mütefekkir, bir dâhî ve realizm feylesofuna alelâde bir insan nazarıyla bakmanın bir cinayet olduğunu her hâlde siz de takdir edersiniz. Saidü’n-Nursî’deki bahr-ı umman hâlindeki bir ilim ve hârika bir şahsiyetin mevcudiyetini, dâhiyane telif ettiği eserlerini dikkat ve iştiyakla tetebbu eden allâmeler tasdik ederek, ona Bediüzzaman şöhretini vermişlerdir. O dâhî hiçbir menfaat gözetmeden yalnız ve yalnız bu mübarek vatan ve kahraman Türk milleti ve eşsiz Türk gençliğini komünistlik ve masonluktan muhafaza etmek için hiç görülmeyen bir feragat-ı nefisle, komünist ve masonların taarruz ve tazyiklerine karşı göğüs gererek, yılmadan çekilmeden, yorulup yıpranmadan çalışmıştır. Gayet şümullü ve ehemmiyetli davasının tahakkukunda da daima muvaffak, muzaffer olmuştur. İstanbul, Ankara Üniversitesi gibi en yüksek bir ilm ü irfan ocağı muhitinde Yirminci Asrın tek realizm feylesofu diye takdir ve tahsin ile tanıtılan dâhî bir büyüğümüz herhangi bir insan seviyesinde görülemediği gibi; bugün en yüksek bir ilim adamı ile bile mukayesesi kabil değildir. Çünkü Mısır’daki Camiü’l-Ezher gibi büyük bir İslâm üniversitesindeki allâmeler dahi, onun eseri karşısında hayranlık ve takdirkârlıklarını izhar ederek onun manevî büyüklüğü karşısında gıyaben tazimkâr vaziyet takınmışlardır. Bediüzzaman’ı tanıyan ehl-i ilim şu kanaata sahib olmuşlardır: Bediüzzaman’ın cevablandıramayacağı bir sual yoktur. Bediüzzaman’ın ikna’ edemeyeceği bir allâme tahmin ve tasavvur edemiyoruz.

- “Birden terk eden” cümlesindeki “terk” değil, “derk”tir. Yazılarınızdaki yanlışları çok kısa olarak izah ettik. Yoksa o değişiklikleri gazeteniz sahifesiyle yirmi sahifelik bir yazı ile açıklamak lâzım geliyor. Bu münasebetle bir memleketin mühim bir elemanı olmanız hasebiyle sizin ile şu kadarcık konuşabileceğiz. Şöyle ki: Türk Milleti cihanşümul bir çok dâhîler yetiştirmiştir. Memleketimizi kırk senedir satmak kasdıyla çabalayan mukaddesat düşmanı ve vatan haini olan mason ve komünistler, o dâhîleri neslimize tanıtmamışlardır. Daima gizlemeğe çalışmışlardır. Aynen bunun gibi Yirminci Asır’da tek bir feylesof olan Bediüzzaman Saidü’n-Nursî’yi de kapatmağa çalışmışlar ve bir derece muvaffak olmuşlardır. Fakat uyanık Türk Milleti ve Türk gençliği o dâhîdeki yüksek hakikatı görmüş ve onu tanımış ve tanıtmıştır. O dâhînin cihanşümul dehasını bütün dünya ilim âlemine tanıtmakta Türk gençliği gecikmeyecektir. Zaten o yüksek hakikat şimdiye kadar kendi kendini tanıtmış ve tanıtacaktır. Binlerce nüshanın bir haftada kapışılacak olan o harika eserlerin tab’ında intizar etmektedir.

Hakikat böyle iken, siz onun kıymetini idrak edemezseniz; böyle tahrifkâr yazılarınızla komünist ve masonlara yardım etmiş olursunuz. Bunu da sizden ümid etmiyoruz. Bilakis büyük değerlerin tanıtılmasına, vatan ve millet ve gençliğimizin ve beşeriyetin ilm ü irfana sahib olmalarında büyük yardımları yapmanızı bekliyoruz ve bu yazımızı Matbuat Kanunu mucibince de gazetenizin aynı sütununda neşretmenizi, kanunun verdiği hakka dayanarak istiyoruz. 

Zübeyir Gündüzalp

Zübeyir Gündüzalp Ağabey 2 Nisan 1971’de Hakk’ın rahmetine kavuştu. Rabbim bu Nur kahramanına rahmet etsin, mekânı Cennet olsun. Âmîn!  

—SON—

Okunma Sayısı: 872
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Abdullah

    3.4.2025 16:00:36

    Neden Zübeyir abemin mezarı açılmış? Sebebi ne ola? Bu konuda biraz açıkla ma yapılsa iyi olur.

  • HÇeşitcioğlu

    3.4.2025 11:15:14

    MNPolat’ a da Rabbim rahmet etsim manevi/ hükmü şehid oldu imşaallah. ZübeyrAbş’ nin başında zemzem içirerek okuyan merhum manevi şehid dr Sadullah Nutku olacaktı. Oğlu Mustafa Nutku ve cümlesinin makamatı aali olsun..

  • HÇeşitcioğlu

    3.4.2025 00:37:44

    2-Haliç tarafından pis kokular geliyordu. Mezarını açtıkça ortaya çıkan güzel kokular Haliç'in pis kokularını bastırıyordu. Bu arada Zübeyir Abi'nin kefeni bembeyaz kar gibi gözüküyordu. Engel olurum diye; beni ekmek üzüm almak için gönderip kendileri tenine, yüzüne, göğsüne dokunmuşlar; ne kokuşma ne bozulma olmadığını, dipdiri durduğunu söylediler. (NBK s 326 327) Bediüzzaman'ın Veziri, Üstadı ve tüm sevdikleriyle Cenneti Firdevs'te buluşur inşaallah. Elfü elfi aamiin. Bediüzzaman’ ın Veziri Zübeyr Gündüzalp Ağabey 16/ Risale Haber.

  • HÇeşitcioğlu

    3.4.2025 00:34:09

    1- Ahmed Gümüş anlatıyor:- Zübeyir Abi'nin vefatından 15 gün önceydi. "Kardeşim bizim hizmetimiz sona erdi. Biz hizmetimizi yaptık" diyordu. Gerçekten 15 gün sonra vefat etti. Bsşında merhum MNPolat hem okuyor hem zemzem içiriyordu ve MFırıncı vb de vardı, 2 Nisan Cuma 1971. Anadolu' dan kardeşlerin gelmesi için cenazeyi 2 gün beklettik. (4 Nisan 1971 Pazar'a kadar). Cenazesinden öyle güzel kokular yayılıyordu ki; herkes bu kokuyu aldı. Mezarlar genelde definden 6 ay sonra yapılır. Zübeyir Abi'nin vefatının üzerinden 6 ay geçince; Kamil Yürür, Mustafa Ekmekçi ve ben, Eyüp Sultan sırtındaki mezarı başına gittik ve açmaya başladık. Haliç tarafından pis kokular geliyordu. Mezarını açtıkça ortaya çıkan güzel kokular Haliç'in pis kokularını bastırıyordu. Bu arada Zübeyir Abi'nin kefeni bembeyaz kar gibi gözüküyordu.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı