Halil Yürür 1954 yılı içerisinde Bediüzzaman’ı ilk defa ziyarete gitti.
Bediüzzaman bu görüşmede Halil Yürür’e elli kişinin ismini söyleyerek “İstanbul’dan sana vekâlet veriyorum. Seninle onlara selâmımı gönderiyorum” dedi. Kısa bir sohbetten sonra İstanbul’a götürmek üzere Halil’e bir çuval Risale-i Nur eserleri verdi. Halil çuvalı sırtına aldığı gibi tren istasyonuna gitti ve İstanbul’a bilet aldı. Yolculuğu boyunca bir gözü polislerin yapacağı aramada idi. Çuvaldaki risaleler yakalanırsa Bediüzzaman’a mahcup olmaktan çok korktu. Uzun ve endişeli bir yolculuktan sonra hiçbir arama olmadan İstanbul’a vardı. Çuval dolu risaleleri Nur talebelerine teslim etikten sonra çuvalı açtı ve içinden bir kitap çıkardı. İlk defa Risale-i Nurdan “Birinci Söz” kısmını okudu. Sonra ayağa kalktı Nur talebelerine “Ne kadar hizmet varsa bana söyleyin hazırım” dedi.
Halil, sonraki günlerde teksir edilen ve kitaplaştırılan Risale-i Nurları 67 vilayete gönderdi. Kitapları yakalatmamak için kimsenin bilmediği gizli dokuz depo tuttu. Anahtarı da yalnız yanında bulundurdu. Kitapların teksir işlerini evlerin bodrum katlarında, ciltlemelerini cumartesi, pazar günleri yaptı.
Halil teksir hizmetinden dolayı Bediüzzaman’a çok sık gitti. Bir ara Antalya’ya babasını ziyarete gitti. Kışlık odunu hazırladı, otları biçti orada yaklaşık 25 gün kaldı. Bediüzzaman ona on gün izin vermişti. 25 gün sonra Bediüzzaman’ın yanına gittiğinde onu kabul etmedi. O gün sabah namazından, akşam namazına kadar yemeden içmeden sokakta affını bekledi. Akşam namazında onu yanına çağırdı “gelsin” dedi. Bediüzzaman onu kabul etti ama hiç bir şey konuşmadı. Halil, Bediüzzaman’ın talebelerine cezayı, onlarla ilgisini keserek verdiğini biliyordu. Halil Yürür, kabul edildikten sonra gönül rahatlığıyla İstanbul’a geri döndü.
1957 yılında matbaada basılan Risale-i Nur eserlerini gönderme işine dört elle sarıldı. Halil göndereceği kitapları sandıklara yerleştirdikten sonra çemberle bağlardı. Beyazıt’tan ta Sirkeci’ye kadar omzunda taşırdı. Nakliye ambarları Sirkeci’de olduğundan kitap sandıklarını oraya kadar götürürdü. Ambar o kadar kalabalık olurdu ki Halil yaklaşık üç saat içerden çıkamazdı.
Kitap sevkiyat işlerinde bazen Mehmet Nuri Güleç de Halil’e yardım etti. Kitapların matbaa ve kapak işlerini Mehmet Birinci ayarladı. Kitapları ambara teslim işini hamala verse her taraf sivil polislerle dolu olduğundan yakalanma ihtimalini düşünerek tüm taşıma işlerini kendisi yaptı.
Halil Risale hizmetinde bulunurken kendini öyle güçlü, kuvvetli hissediyordu ki onu gören ondan korkardı. Halil Yürür korku diye bir şey bilmezdi. “Madem Üstad görevlendirdi” der, en zor ve tehlikeli işleri bir gül bahçesine girer gibi cesaretle yapardı. Tam olarak “hakikî imanı elde kâinata meydan okur” sözü Halil’in yüreğinde yerini bulmuştu. Cesaret ve sadâkatin eseri olarak çok defa karakola götürüldüğü hâlde hiçbirinde tutuklanmadı.
Kaynak:
1- Necmeddin Şahiner –Son Şahitler
2- Ömer Özcan- Ağabeyler Anlatıyor