İki büyük manevî kahramanımız var: Tahirî Mutlu ve Zübeyir Gündüzalp. İkisinin vefat yıldönümleri arasında sadece 1 gün fark var. Zübeyir, 2 Nisan (1971) günü, Tahirî ise 3 Nisan (1977) günü rahmet-i Rahman’a kavuştu.
İkisi de “saff-ı evvel”den olan Nur Talebeleridir. İkisi de hayatını ve her şeyini iman hizmetine vakfeden fedailerdendir. İkisi de uzun müddet Hz. Bediüzzaman’ın hizmetinde bulunmuş, onun rahle-i tedrisinden geçmiş örnek, yani nümûne-i misâl şahsiyetlerdendir. İkisinin de seyyid olduğu kuvvetle muhtemeldir. Biri Isparta, biri Ermenek doğumlu olduğu hâlde, ikisinin de mezarı Eyüpsultan Kabristanı’nda, üstelik birbirine çok yakın bir noktada bulunuyor. Hizmette arkadaş, davada kardeş, kabirde-berzahta komşu; Cennette onlar birbirine, biz de onlara komşu oluruz inşallah.
Zübeyir, Hz. Bediüzzaman’ın “Kâinata değişmem” dediği “sadâkatte birinci” talebesi; Tahirî için ise “On velî derecesinde” dediği “takvada birinci” talebesidir. Daha başka “birinci” talebeler de var ki, biz onların ihlâsıyla, sadâkatıyla, takvasıyla, faziletiyle, hamiyetiyle, fedâkarlığıyla, ilâ âhir her türlü meziyetleriyle “şâkirâne iftihar” ediyoruz.
Evet, dünkü gün (2 Nisan) Zübeyir Ağabeyin, bugün (3 Nisan) ise Tahirî Ağabeyin vefatlarının sene-i devresiyesidir. O hâlde, bugün adıyla, sanıyla, hüviyetiyle bir “Isparta Kahramanı” olan mübarek Tahirî’yi biraz daha yakından tanımaya ve tanıtmaya devam edelim.
«
Tahirî Mutlu, aslen Ispartalıdır. 1900 senesinde, o zamanki Atabey kasabasında doğdu.

Mütedeyyin olan ailesi, onu manevî değerlerin ön planda tutulduğu bir atmosfer içinde yetiştirdi. Askerlik yaşı geldiğinde, Anadolu’da İstiklâl Harbi yaşanıyordu. Nitekim, kendisi de vatanî hizmetini Millî Mücadele saflarında yaparak gazilik unvanını aldı ve “İstiklâl Madalyası”nın da sahibi oldu. Bilâhare, kendisine gazilik maaşı bağlandı. Ne var ki, o müstağnî davrandı ve gazilik maaşını almayı reddetti.
«
Kahraman Tahirî, aziz Üstadıyla birlikte 1943’te Denizli ve 1948’de Afyon hapishanelerinde yattı. Bunun dışında, 1958’de Ankara ve 1960’ta Isparta’da ayrıca hapis yattı. Buna rağmen, o inandığı istikamette hizmete devam etti. Hiç yılmadı, pes etmedi; tam aksine, kemâl-i sadâkatle inandığını yaşamaya tam bir azim ve kararlılık içinde devam etti.
Tahirî Mutlu’nun en belirgin vasıflarından biri de “takvada birinci” olup, aynı zamanda “Nur Fabrikası”nı bütün mevcudiyetiyle sahiplenmesidir. Kendisi Üstad Bediüzzaman ve Risale-i Nur ile tanıştıktan sonra, bütün hayatını, bütün imkânını bu nurlu davaya hasretmiş ve bu daire içinde hizmet etmeyi hayatının en büyük gayesi hâline getirmiştir.
«
Kendisi gibi aile efradı da kahramanlıkta, ferâgatte, fedailikte ileridir. 1942’de elinde avucunda ne varsa paraya çevirerek İstanbul’a giden kahraman Tahirî, pekçok zahmet ve müşkilât içinde Ayetü’l-Kübra Risalesi’ni tâbettirmeye muvaffak olmuştur.
Onun kerimesi olan Hicret de, henüz gelinlik yaşında iken, Hz. Bediüzzaman’ın zehirlendiğini duyduğunda, aynen İslâmköylü Hafız Ali gibi halisâne dua ederek, Üstadının yerine vefat etmiştir. Böyle bir babanın, böyle fedaî bir evlâdının olması, şu dünya hayatında çok nadir görülebilecek bir vesile-i necat ve bir sebeb-i saadettir.
Bir Isparta Kahramanı olarak ne mutlu Tahirî Mutlu’ya ve ne mutlu onun bahtiyar evlâdı olan Hicret’e.
Duamız şudur: Rabbim bizi de dünyada o kahramanlara arkadaş ve ukbada komşu olmaya lâyık kullarından eylesin.