Ekrem İmamoğlu operasyonları ile başlayan siyasî ve hukukî süreçte, AKP ve MHP müdafaa hattının gerisine çekildi.
Bu durum uzun süredir belki de ilk defa oluyor. Boykotlarla ve diğer etkinliklerle gündemi muhalefet belirliyor.
Üstelik siyasî muhalefeti çok aşan bir toplumsal muhalefet damarı hareket hâlinde.
Genciyle yaşlısıyla, dindarıyla, eyyamcısıyla herkes ayakta.
Hele gençlerin şu ya da bu biçimde politize olması ve istikbaline sahip çıktığını gösterecek adımlar atması başlı başına bir hadise ve hayra alâmet.
***
Bu süreçte iktidarın yaptığı şey, kendilerinin de inanmadığı bazı “sahte doğru”ları samimiyetsizce söylemekten ibaret:
“Bu konu siyasî değil,”, “Hukuk işliyor,” “Şikâyeti yapanlar da CHP’li” gibi pek de inandırıcı olmayan sözleri tekrar edip duruyorlar.
Ve cephe gerisinden trollerle ateş ediyorlar.
Ve bunu yaparken devlet gücünü de kötüye kullanmaya devam ediyorlar.
Üstelik sadece yargıyı değil, hükümet medyası olarak çalıştırdıkları ve aslında tarafsız olması gereken devlet medyasını kullanıyorlar.
Ama unutulmasın ki “devlet kaydediyor.”
Ama bu sefer dini kullanamadılar. Muhalefet uyanık. Koz vermedi.
Zaten artık mızrak çuvala sığmıyor.
Yapılanın hukukî değil siyasî olduğunu herkes biliyor.
Satranç hamleleri birer birer geliyor.
***
Ancak kanaatimizce Türk Siyasetinin bu problemini dengeleriyle oynanmış ve samimiyeti iğdiş edilmiş iç siyasetin kendi kendisine çözme imkânı da bulunmuyor.
Çare belli. Birilerinin “dış güçler” diyerek yaftalamaya çalıştığı uluslararası toplumu daha fazla yardıma çağırmak.
Allah’tan henüz tam bir Kuzey Kore olmadık. Avrupa ve AB ile irtibatlar devam ediyor. Etmeli de.
Bu konuda da görev hem sivil topluma ve hem de muhalif siyasetçiye düşüyor.
Üstelik bu iş öyle Sosyalist Enternasyonal toplantılarına katılmakla filan olacak bir şey değil.
Doğrudan doğruya Avrupa kurumlarını harekete geçirmek gerekiyor.
İlhan Kesici, Serap Yazıcı Özbudun, Utku Çakırözer, Namık Tan, Salih Uzun gibi tecrübeli ve geniş ilişki ağına sahip demokrat gelenek temsilcisi milletvekilleri ve Mustafa Yeneroğlu gibi Avrupa’yı içeriden tanıyan hukukçu siyasetçiler işin içine daha fazla sokulmalı.
Avrupa’daki Türk entelektüeller de harekete geçirilmeli.
***
Nitekim Avrupa’dan tepkiler gelmeye başladı. Erdoğan’ın, muhaliflerini yok eden müstebit Putin ile benzerliklerini sayanlar artmaya başladı.
Neden erken tepki vermediklerini sorgulamaya ve buna takılmaya gerek yok. Avrupa Kurumlarının tipik özelliği bu: “Az sağırca” ama muhakeme yeteneği çok iyi. Ve ilkelere dayalı muhakeme yaptığında doğru sonucu elde ediyor.
Hem, yaptıkları yapacaklarının teminatı.
Anayasa değişiklikleri ve ideolojiden uzak bir devlet anlayışının yerleştirilebilmesi konusunda Demirel’li 1990’lı yıllarda yaşanan başarıların arka planında hep AB ve demokrasi destekçisi kurumsal yapılar vardı.
Hür dünyanın ve gerçek yatırımcının Türkiye’yi istikrarlı bir ülke olarak görmemesi de işin tuzu biberi.
İçeride büyük siyasî hatalar yapılmazsa bu gidişat erken seçimi zorlayabilir.
Sonucu ne olur o ayrı mesele. Ama seçim siyaseti rahatlatır. Siyaset rahatlarsa millet de rahatlar.