Türkiye’de din ve siyaset ilişkileri sürekli gerilim ve gelişme halinde.
Bu durum inkılapçı siyasetçinin dinî hayatı dönüştürme arzusuna karşı durmayı başarmış olan toplum dinamiklerinin dine dair taleplerinin canlılığından kaynaklanıyor.
Dinî talepleri kabul eden ve dinî hürriyetlerin önünü açan siyasetçinin bunu yapmaktaki saiki her ne olursa olsun, toplum rahatlıyor.
Zaten devlet için aslolan, dinî hayatı, demokratik düzen gereğince bir hürriyet alanı olarak görüp gerilimi bitirmek. (Aslında bu konuda önümüzde bilhassa bazı Batı ülkelerinde ve AB’de iyi örnekler var).
***
AKP, 24 sene önce, “dini siyasete âlet etmekten vazgeçtik” diyen bir kısım Siyasal İslâmcıların demokrat kişiliklerle kurduğu bir koalisyon gibi başlamıştı.
Bizler, baştan beri, parti içinde bu iki grubun pozisyonunun bir koalisyondan ya da merkez çevre dengesinden ziyade İslâmcı çelik çekirdek ile demokrat kabuk/kılıf ilişkisi şeklinde olduğunu görüp göstermeye çalışmıştık.
Bugün gelinen noktada demokrat kabuk savruldu gitti ve haklılığımız anlaşıldı, ama iş işten geçti. Demokrasi düşmanı çelik çekirdek kadro dini siyasette -af buyurunuz- “tepe tepe” kullandı. Siyasetine âlet etti.
Bundan hem demokratik siyaset, hem de din zarar gördü.
Dinî cemaatlerin ve tarikatların güç ve itibar kaybetmesinin asıl sebebi bu.
İtibarlı gibi görünen dinî grupların belki de en önemli itibar kaynağı iktidar. İktidara yakın durarak “yıkılmaktan kurtulacaklarını” sananlar oldu. Ama bugün artık herkesçe biliniyor ki iktidar şu ya da bu yönde el değiştirdiğinde “sakallı müteşeyyihlerin çakarlı araçları”yla sembolize edilen o sahte itibar da bitecek.
***
Şimdi de CHP “yeni bir CHP” olarak ve yine çeşitli çevrelerin koalisyonu şeklinde ortaya çıkmaya ve iktidar elde etmeye çalışıyor. Elbette AKP-CHP geriliminden beslenerek.
Ve iki tarafça da siyasette başka bir alternatif yokmuş gibi gösteriliyor.
Bu durum “ya ben ya din düşmanları” diyen AKP’nin topluma dayattığı gerilim siyasetinin ve onun sürükleyicisi durumundaki Başkanlık Sisteminin sonucu.
Bu yeni CHP, belki de on beş senedir, bazen “ya ben yani demokratlar ya da saltanatçılar ve dini siyasete alet edenler” diyor, bazen de dini bir gerilim alanı olarak gören inkılapçılığını hortlatıyor. Aynen 24 sene önceki AKP’nin ikilemi gibi.
Son mitinglerden birinde CHP Genel Başkanı Özgür Özel AKP’yi fazla ciddiye alıp kendince AKP-CHP mücadelesinin tarihine işaret ederek şu talihsiz ifadeleri kullanmıştı:
“Siz millî mücadele aleyhine bildiri yayınlayıp İngiliz uçaklarından attıran İskilipli Atıf’ın devamısınız, biz millî mücadeleye destek olan Ankara Müftüsü Rıfat Börekçinin yolundan gidenleriz.”
Talihsizlik bilhassa şurada:
Bu millet meseleye sadece “millî mücadele” olarak bakmıyor. Zira 1920’deki Ankara ile 1923’ten ve bilhassa 1926’dan sonraki Ankara arasındaki farkı biliyor.
Bu millet için İskilipli Atıf’ın “Frenk Mukallitliği …” adlı kitabı da tek parti döneminin tek diyanet işleri başkanı Rifat Börekçi’nin dinin görünürlüğü (ve hatta neredeyse dinin kendisi) aleyhindeki inkılaplara fetvacılığı da başka bir mücadele ve gerilim alanının ürünü.
***
Dememiz o ki inkılaplarla ve tek parti dönemi ile yüzleşip hesaplaşamamış bir CHP’nin işi zor.
Biz üçüncü yolun halen ve her zaman mümkün olduğuna inananlardanız.
Demokratlar şeaire (bu memleketin İslâm memleketi olduğunu gösteren toplumsal dinî motiflere) taraftardır. İnkılapları tasnif etmeyi başarır. Demokrat damarı tutmak iddiasındaki bir CHP’nin her şeyden önce bunun farkına varması lâzım.
Mesele, eşarp, sakal, şalvar ve fistan değildir.
Mesele bütün türleriyle dinî rütbe alâmeti olan sarık ve onun ardındaki ilimdir.
Mesele İslâm sembolü olan tesettürdür.
Mesele bunlara ve diğer şeaire Batı mukallitliği tesiriyle karşı çıkmak ya da din ya da demokrasi adına taraftar olmaktır.