Dünkü yazımızda İmamoğlu’nu destekleme eylemleri kapsamında üniversitelerde yaşanan boykotlardan da kısaca bahsederek demokrasiyi koruma meselesini inceledik.
Biz yazımızı hazırladıktan sonra CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in bazı markalara ve firmalara yönelik boykot çağrısı da medyada yer almaya başladı. Gittikçe de yayılacağı anlaşılıyor.
Konunun bu yönünü açalım.
1. Demokratik usulle işbaşına gelmiş bir iktidarı açık bir darbeyle ve silâhla alaşağı etmeye yönelen her cunta eylemine karşı hem iktidar ve taraftarları ve hem de muhalefet kenetlenmelidir.
Demokrasi, halk sahip çıkarsa demokrasidir.
Bu sebeple böyle bir durumda her türlüsü ile gösteri, direniş ve fedakârlık demokratik bir haktır. Bunu yaparken birilerinden izin alınmaz. Zira o birileri o sırada ya tehdit edendir ya da tehdit altındadır.
2. Bir cunta iktidarı devirme işini dolaylı usullerle yapmaya çalışıyor olabilir. Kurulu kamu düzeni açıkça bozulmamışsa, örtülü darbeyle ve darbeciler ile mücadele sadece hukukun içinde kalarak ve kamu düzenini bozmaktan kaçınarak yapılabilir. Zira devletin düzeni ve yargısı şeklen de olsa işlemektedir.
3. Demokratik usulle seçilmiş bir belediye başkanını ve ekibini, üstelik cumhurbaşkanı adaylığı netleştikten sonra gözden düşürmeye ve hatta hapse atmaya yönelen görünüşte yargı operasyonları da elbette bir tür “demokrasiye darbe”dir.
Ama burada, “açık hükümet darbesi” türünden kurulu düzeni açıkça bozucu bir eylem hali yoktur. Bir tür dolaylı darbe hali vardır. Şeklen meşru bir otorite, şeklen meşru bir usule uymaktadır.
Burada da direniş haktır, ama her türlüsü değil, sadece kamu düzenini bozmayan meşru eylemler biçiminde olanı haktır.
***
Gelelim boykota…
1. Üniversitelerde bir grup öğrencinin derslere girmeyi reddetmesi ve girmeme gerekçesini de pankartlarla duyurması, bir kamu güvenliği meselesi haline gelmediği sürece bir sivil itaatsizlik eylemidir ve kabul edilebilir bir boykottur.
Yöntemin meşruiyeti açısından mesele yoksa amacın meşruiyeti eylemcilerin kendilerini ilgilendirir.
Ancak aynı öğrenciler derse girmeye niyetlenen başka öğrencilere karşı meselâ organize bir tavır içine girerek onların önünü keserlerse bu hem suçtur ve hem de kamu düzenini bozucu bir eylemdir. Elbette bu da engellenmelidir.
Aynı şekilde bazı hocalar boykot amacıyla derse girmekten kaçınırsa ya da meselâ öğrencilere not verirken “boykota katılan-katılmayan” ayrımı yaparsa bu da disiplinsizlik ve hatta suç olur. Bu da engellenmeli ve cezalandırılmalıdır.
2. Bir parti genel başkanı kendi seçmenini ya da halkı bazı markaları ya da işletmeleri boykot etmeye çağırırsa burada da hukuka ve kamu düzenine aykırı bir durum yoktur.
Siyasetçinin, kendisi için iyi ve doğru olan neticeye meşru bir usulle ulaşmaya çalışmasında demokratik açıdan bir gariplik ya da terslik yoktur.
3. Muhalefetin, çeşitli meşru usullerle ve meşru vasıtalarla iktidarı erken bir seçime zorlaması demokrasinin en normal halidir. Muhalefet bunun için vardır ve bunun için meşrudur.
Dolayısıyla muhalefetin, kendi kitlesini uyanık ve zinde tutmaya ve genişletmeye yönelik sürekli mitinglerle, Adalet Yürüyüşü gibi sürekli yürüyüşlerle ve diğer her tür meşru eylemle seçim istemesi ya da adalet istemesi normaldir.
Doğrudan kamu düzenini bozmaya yönelik eylemlere elbette müsaade edilemez ve edilmemelidir.
Bu konuda hem kamu grevlilerine ve hem de muhalefet liderlerine büyük görev düşüyor.
Neticede erken veya zamanında bir sandık gelir ve millet iradesini ortaya koyar. Geçen sefer %2 ile kaybeden bir muhalefet için elbette sandık tek ümit taşıyıcısıdır.
Şunu da ifade edelim:
Ekrem İmamoğlu operasyonlarından sonra yavaş da olsa tepki vermeye başlayan Avrupa Birliği temsilcileri ve Birliğe üye ülkelerin siyasetçileri de bilhassa insan hakları ve hukuk devleti vurgusu ile bu türden demokratik süreçlere elbette katkı yapabilir.
Bunlara “dış güçler” yaftası vuranlar yarın zulüm kendilerine dokunduğunda ne yapacaklarını iyi düşünmeliler.