Hikmetü’l-İstiaze Risalesi’nde insî ve cinnî şeytanların tuzak ve desiseleri ile onlardan korunma çareleri geniş şekilde anlatılırken, en çok kullanılan şeytanî taktiklerden biri “Hayrı yaptırmamakla şerleri yaptırıyorlar” sözüyle ifade ediliyor.
Gerçek şu ki, hayır işlemek için emek, gayret, sabır, sebat gibi hasletlere ihtiyaç duyuyoruz. Ama şer için bunlara gerek yok. Hayrı yapmayınca şer ortaya çıkıyor.
Mesela iman etmek, derin okuma ve tefekkürlerle bu imanı geliştirip kuvvetlendirmek; ibadetlerle imanımızı hayatımıza yansıtmak; insanlarla ve diğer yaratılmışlarla ilişkilerimizde fıtrat ve ahlâk kurallarına uymak...
Hayat imtihanımızın temel sınav konularını teşkil eden bu hususlar, her aşamasında nefisle sıkı bir mücadeleyi ve insanı aksi yönde tercihte bulunmaya zorlayan şeytan kaynaklı engelleri aşmayı gerektiriyor.
Nefis, iman eksenli bir hayat disiplininden hoşlanmaz. Gafletin aldatıcı gölgesinde gününü gün etmek ister. Üçüncü Söz’deki “sol yolun yolcusu” örneğinde anlatıldığı gibi, “nizama tâbi olmak istemez” ve “yalancı bir rahatlık görür,” ama bunun bedeli çok ağır olur.
Şeytan da nefsin bu zaafını kullanarak, insanı imandan ve ibadetlerden uzaklaştırmaya çalışır.
Sonuçta, ibadetlerin ve güzel ahlâkın... terk edilmesi, tamamen nefsanî duygularla hareket eden, menfaatperest, bencil, güçlü karşısında zelil, zayıfa karşı zalim, bozuk ve çürük bir toplum yapısı ortaya çıkarır.
Hayrı yaptırmayarak şerre yol açma taktiğine, hizmet meselelerinde de çokça başvurulmakta.
Hizmetin gereği olarak yapılması gereken bir iş, rekabet ya da kırgınlık, şevksizlik, herhangi bir konuda çıkan fikir ayrılığı, hissî imtizaçsızlık gibi değişik sebeplerle yapılmadığı takdirde hizmet aksıyor.
Bunun sonucunda, hem hizmet o işin yapılmasıyla kaydedilecek olan inkişaftan mahrum kalıyor, hem de bundan dolayı ortaya çıkan boşluk ve geride kalmanın getireceği şevk kaybı ve ümitsizlik, sonraki hizmetlerin önünü kesiyor.
Onun için, İhlâs Risalesi’ndeki “Mânilere ve bu şeytanlara karşı ihlâs kuvvetine dayanmak gerektir. İhlâsı kıracak esbabdan (sebeplerden), yılandan, akrepten çekindiğiniz gibi çekininiz” ikazlarını ve diğer tamamlayıcı öğütleri hep hatırımızda tutmalıyız.
Bu istikamette rehberimiz, aynı eserdeki “Risale-i Nur yoluyla Kur’an-ı Mu’cizül Beyan’ın daire-i kudsiyesine girenler, daima nura, ihlâsa, imana kuvvet verecekler” cümlesi olmalı.