Bediüzzaman Said Nursî, Âl-i Beyt olarak anılan Peygamber nesli hilâfete daha lâyık ve müstehak iken devlet idaresinin neden onlara nasip olmadığını kader ve hikmet cihetleriyle değerlendirirken, geçerliliğini hiçbir zaman kaybetmeyecek olan son derece önemli hakikat ve prensiplere dikkat çekiyor.
Dünya saltanatının aldatıcı olduğunu hatırlattıktan sonra, hilâfet ve saltanat makamına geçecek kişinin bu aldatıcı cazibeye kendisini kaptırıp aldanmamak için ya peygamber gibi masum, veya Dört Halife, Ömer bin Abdülaziz ve Abbasî Halifesi Mehdî gibi “harikulâde bir zühd-ü kalbî” sahibi olması gerektiğini vurguluyor.
Tarihte Âl-i Beyt mensuplarınca kurulan ve başarısız olan Mısır’da Fatımî, Mağribde Muvahhidîn ve İran’da Safevî devletlerini buna örnek gösterdikten sonra, dünya saltanatının Peygamber nesline yaramayacağını ve dini koruyup İslâma hizmet olan asıl vazifesini unutturacağını belirtiyor.
Mektubat’ta dile getirilen bu gerçeğe, Emirdağ mektuplarından birinde de daha değişik ifadelerle tekrar dikkat çekiliyor. Bu mektubunda Bediüzzaman, “güneş gibi imanlar taşıyan bir kısım sahabeler, onlara benzeyen mücahitler ve selef-i salihîn” dışında, “Siyasetçi, ekserce tam müttakî dindar olamaz. Tam ve hakikî dindar ve müttakî olanlar, siyasetçi olmazlar” tesbitini dile getiriyor.
Devamında, siyaseti asıl maksat yapanların gündeminde dinin ister istemez ikinci planda kalacağını ifade ediyor. Oysa hakikî dindar için bütün kâinatın gayesinin iman ve ibadet olduğunu, siyasetle ilginin ise ikinci üçüncü derecede ve siyaseti—eğer mümkünse—dine ve hakikate alet ve hizmetkâr kılmakla sınırlı olduğunu bildiriyor.
Bediüzzaman, münhasıran dine hizmet için yola çıkmış insanların siyasetle ilişkisini böyle bir temele oturtarak, dini ve hizmetkârlarını politik çekişme ve mücadelelerin getireceği kirlenme ve şaibelerden uzakta tutmanın da yolunu açmakta.
Bu temel ölçü, prensip, mesaj ve uyarılara itibar etmeyerek ve dindar kimliklerini öne çıkararak siyaset arenasına atılanlar ise, zaman içinde bu kimliklerinde çok ciddî bir erozyon yaşıyorlar. İçinde bulunduğumuz süreç ve gelinen nokta bunun yeni ve çok ibretli örnekleriyle dolu.