Yaz mevsimi sebebiyle insanların gittikleri, gezdikleri tatil yerlerinden fotoğraf paylaşımları da artmış durumda. Acaba insanların eşini, çocuğunu, yediği yemeği, içtiği kahveyi, gezdiği yeri paylaşmasının altındaki psikoloji ne olabilir? “Aferin, ne güzel geziyorsun” mu desinler? Kime ne bundan? Sizinle gurur duyacak değiller ya.
Büyük bir çoğunluk da paylaştığınız fotoğraflarınıza maalesef nazar, haset, imrenme, özenme gibi duygularla bakar. Eğer paylaşma sebebiniz, “görsünler, beğensinler” ise eyvah, geçmiş olsun. Ailenizle mutlu bir ânı paylaştıysanız, o mutluluğunuzu izleyenlere de servis etmiş olursunuz. Mutluluğunuzu eksiltirsiniz. Evinizi, arabanızı, Allah’ın ihsan ettiği nimetleri paylaşmayın. Her gören “Keşke benim de olsa” diye diye baksa, o çok sevdiğiniz mallarınızı azaltırsınız. Giyinip kuşanıp verdiğiniz pozlarla, sağlıklı bir bedene sahip iken, bunu paylaştıkça sağlığınızdan olabilirsiniz.
Eski zamanlarda sosyal medya olmadığı için insanların kendini ya da sahip olduklarını gösterdiği geniş bir saha yoktu. Buna rağmen büyüklerimiz, yeme içme gibi basit günlük ihtiyaçlarda bile komşuların gözü kalmasın diye hassasiyet gösterirlerdi. Pişen yemek kokusu gitmiştir diye komşuya da gönderilirdi. Bayramlarda yakınımızda yaşıt olduğumuz çocuk varsa bize alınan aynı bayramlık elbiseden ona da alınırdı ki, bizde görüp içi burkulmasın. Asıl “paylaşma” bunlardı.
Üstad Bediüzzaman Hazretleri de, yiyecek, içecek veya fırından aldırdığı ekmek bile olsa, görünmeyecek bir torbada taşıtırmış ki, yolda gelene kadar kimsenin o nimetlerde gözü kalmasın. Aksi takdirde göz değen bir gıda Üstada dokunuyormuş.
Üstad, meşhur olmaktan, göz önünde bulunmaktan da kaçınıyor. Halkın ilgi, âlâka ve teveccühünden şiddetle uzaklaşıyor. Kendisi şöyle ifade ediyor: “Kardeşlerim! Benim katî kanaatim geldi ki; nazar beni şiddetle müteessir ve hasta eder. Çok defa tecrübe ettim. Çünkü bana bakan ya şiddetli adavetle ve ya takdir ile nazar eder. Bu iki nazar dahi bazı insanların bir hâsiyet-i isabet sırrıyla bakmasında bulunur. Bunun için, mecbur etmezlerse sizin ile beraber mahkemeye her vakit gelmemek niyet ettim.” (Şualar)
Dünyada ve ahirette rahat etmenin çaresi, nimetlerin Allah’ın emaneti olduğunu bilip şükrederek, bunları kendimizinmiş gibi paylaşıp göstermemektir. Aklı olan insan, Allah’ın ihsan ettikleriyle başkalarına övünüp gurura düşmez. Yaptığı işleri, kazancını, malını anlatıp böbürlenmez. Sosyal medya aracılığı ile servis edip göstermez. Çünkü paylaştıkça, mutluluğunuzdan, sağlığınızdan, malınızdan azaltırsınız, tüketirsiniz. Unutmayın; “Paylaştıkça eksilirsiniz”. Allah’ın bilmesi, O’nun beğenmesi her şeye kâfidir.