"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Maddi fayda peşinde koşmak, küresel ahlak krizine yol açar

05 Nisan 2025, Cumartesi 00:24
Risale-i Nur Enstitüsü Ankara Şubesinin geçen haftaki misafiri Dr. Ümit Acar idi. Acar “İyi-Oluş Ekonomileri” başlıklı seminerinde bu kavramları örneklerle açıkladı.

Risale-i Nur Enstitüsü Ankara şubesi tarafından düzenlenen “Devlet ve Demokrasi” seminerlerinin geçen haftaki misafiri Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Maliye Bölümü hocalarından Dr. Öğr. Üyesi Ümit Acar oldu. 

Dr. Ümit Acar,  “İyi-Oluş Ekonomileri” başlıklı konuşmasına iyi-oluş ve refah kelimeleri arasındaki ayrıma değinerek başladı: 

“Son yıllarda genellikle birbirinin yerine kullanılan, ‘refah [welfare]’ ve ‘iyi-oluş [well-being]’ kavramları arasında önemli bir fark ortaya çıkmış durumda. ‘İyi-oluş’ kavramı içerisinde hem öznel, hem de nesnel unsurları barındırmaktadır. Öznel iyi-oluş, algılarımız, güvenimiz, doyumumuz, ait olma duygumuz ve amacımız gibi psikolojik faktörleri içerir. Nesnel iyi-oluş, temel ihtiyaçlarımızı büyük ölçüde açıklayan gıda, beslenme, para, istihdam, barınma, güvenlik, fiziksel ve zihinsel sağlık ve insan hakları gibi fizikî faktörleri içerir. İşte refah kavramı iyi-oluşun sadece nesnel tarafını ifade etmektedir.”

Dr. Ümit Acar bu ayrıma benzer şekilde ‘İyi-oluş ekonomisi [Well-being economy]’ olarak ifade edilen kavramın ‘Refah ekonomisi [Welfare economy]’ kavramından farklı anlamlar taşıdığını ifade ederek “İyi-oluş kamu politikalarında giderek daha fazla önem kazanmaya başlamıştır. Ülkeler, insanların hayat kalitesini arttırmaya yönelik göstergelere odaklanarak ekonomik politikalarını şekillendirmektedir. Bu bağlamda, refah ekonomisi yerine “iyi-oluş ekonomisi” kullanımı yaygınlaşmaktadır” dedi.

İYİ-OLUŞ EKONOMİSİ MUTLULUK ODAKLI

Dr. Ümit Acar konuşmasını şöyle sürdürdü: “Ekonomik refah sadece maddî gelirle ölçülürken, iyi-oluş ekonomisi insanların ve gezegenin sürdürülebilir mutluluğuna odaklanmaktadır. Bu yeni kavram, toplumsal adaletin ve çevresel sürdürülebilirliğin sağlandığı bir ekonomik modeli ifade eder. Devletin varlık amacı, vatandaşlarının mutlu ve huzurlu bir hayat sürmesini sağlamak olarak tanımlanabilir. Tarihsel olarak, Aristoteles ve Adam Smith gibi düşünürler, devletin sadece bireylerin hayatta kalmalarını değil, aynı zamanda onlara iyi bir hayat sunmalarını amaçladığını vurgulamışlardır. Ancak 20. yüzyılda pozitivist ve faydacı yaklaşımlar, devletin odak noktasını ekonomik büyüme ve kişisel gelir artırımı üzerine kaydırmıştır. Bernard Mandeville’nin Arıların Masalı eseri, bireysel kusurların toplumsal faydaya dönüşebileceğini öne sürer. Masalda, ahlâkî değerlerden vazgeçen bireylerin başarıya ulaştığı anlatılmaktadır. Mandeville’in görüşleri, küresel kapitalizmin temellerini atarken, toplumların bireysel ahlâksızlıkla gelişebileceğini savunmaktadır.”

MÜ’MİN BAL ARISI GİBİ ÇALIŞIR, HELÂL ÜRETİR

 İslâm dininin bireysel ahlâksızlığın tezatı olarak, insanları ve toplumları temiz ve erdemli bir yaşam sürmeye teşvik ettiğini söyleyen Dr. Acar, “Peygamberimiz (asm) gerçek mü’minleri bal arılarına benzetmektedir. Mü’minler bal arıları gibi çalışır ve sadece helâl olanı üretirler.” şeklinde konuştu.

FERDÎ FAYDA PEŞİNDE KOŞMAK AHLÂKA ZARAR VERİR

Bugün, kapitalizmin temel felsefesini oluşturan rekabetin, bireysel çıkar üzerine bina edilmiş anlayışın, insanlık için küresel bir ahlâk krizi oluşturduğunu söyleyen Dr. Acar, insanların sadece maddî fayda peşinde koşmalarının toplumsal ahlâka zarar verdiğini dile getirdi. İslâm medeniyetinin önerdiği değerlerin ise, insanların birbirine yardım ederek yaşaması ve sadece bireysel değil, toplumsal iyi-oluşu gözetmesi gerektiğini savunduğunu ifade etti.

Bununla ilgili olarak Risale-i Nur Külliyatı’ndan şu örneği verdi: “Ey ikinci, bozuk Avrupa! Senin çürük ve esassız esaslarının bir kısmı şunlardır ki: “En büyük melekten en küçük semeğe kadar herbir zîhayat kendi nefsine mâliktir ve kendi zâtı için çalışır ve kendi lezzeti için çabalar. Onun bir hakk-ı hayatı var. Gaye-i himmeti ve hedef-i maksadı yaşamak ve bekàsını temin etmektir” diyorsun. Ve Hâlık-ı Kerîm’in kerem düsturlarından ve erkân-ı kâinatta kemâl-i itaatle imtisal edilen düstur-u teavünle, nebatat hayvanâtın imdadına ve hayvanat insanların yardımına koşmasından tezahür eden o umumî kanunun rahîmâne, kerîmâne cilvelerini cidal zannedip, “Hayat bir cidaldir” diye, ahmakâne hükmetmişsin.” ifadelerinin Mandeville’nin kurguladığı dünyanın yanlışlığını çok veciz olarak belirttiğinin altını çizdi.

İYİ-OLUŞ, HAYAT KALİTESİNİ YÜKSELTİR

İyi-oluşun, bireysel ve kolektif mutluluğu, sağlığı, çevreyi ve adaleti bir arada ele almayı gerektirdiğini belirten Dr. Acar: “Ekonomik politikaların oluşturulmasında iyi-oluş göstergelerinin kullanılması giderek daha yaygın hâle gelmektedir. Bu değişim, toplumların hayat kalitesini yükseltmeyi ve gezegenin geleceğini korumayı hedefleyen bir ekonomik yaklaşımın işaretidir.” dedi.

Dr. Ümit Acar şöyle devam etti: “Rekabetçi yaklaşım ülkeler için millî gelir artışını yegane hedef olarak göstermiştir. Diğer taraftan ekonomik büyümenin niteliğini sorgulayan birçok araştırmacı ve politika yapıcı, Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’nın (GSYH) eksik bir refah göstergesi olduğunu belirtmiştir. Nobel ödüllü ekonomist Simon Kuznets, büyümenin yalnızca niceliksel değil, niteliksel olarak da değerlendirilmesi gerektiğini savunmuştu. Robert Kennedy ise GSMH’nin “hayatı değerli kılan hiçbir şeyi ölçmediğini” söyleyerek ekonomik başarıyı farklı ölçütlerle değerlendirme ihtiyacına dikkat çekmişti. Buna rağmen günümüzde millî gelirde artış temel ekonomi politikası hedefidir. Ülkeler millî gelirlerine göre gelişmiş, gelişmekte olan ve az gelişmiş şeklinde sınıflandırılmaktadır. G7 ve G20 ülkeleri gibi ayrımlar millî gelir eksenli yapılmakta ve insanlara toplulaştırılmış şekilde kişi başına düşen gelire göre muamele yapılmaktadır. Hâlbuki kişi başına düşen gelir, gelir dağılımında adaletin olmadığı ülkelerde manasız sayılardan ibaret kalmaktadır. Örneğin Türkiye’de 2024 yılında dört kişilik bir ailenin aylık geliri yaklaşık olarak 167 bin TL’dir. Geçen sene aylık olarak böyle bir gelir elde eden aile sayısının ne kadar az olduğu hepimizin malumu. İşte millî gelir hesapları topluma birey olarak değil bir bütün olarak bakarak ülkenin millî gelir artışıyla övünürken bireysel yoksulluğu arka plana itmektedir. Bu durum Risale-i Nur’da şu veciz ifadeyle yerini bulur: “Cemaate, nev’e verdiği servet, haşmete bedel; ferdi, şahsı fakir, ahlâksız etmiştir.”

Seligman’a göre GSYH’nin bir ulusun ne kadar iyi durumda olduğunu gösterecek bir ölçüt olduğu düşüncesi ekonominin bir dogmasıdır. GSYH, üretilen ve tüketilen mal ve hizmetlerin hacmini ölçer. Bu hacmi arttıran her faaliyet GSYH’yi arttırır. Bu faaliyetlerin yaşam kalitesini düşürmesi önemli değildir. Her boşanma olduğunda, GSYH artar. İki otomobilin çarpıştığı her seferinde GSYH yükselir. Antidepresan kullanımı arttıkça GSYH o kadar artar. ABD’de yaşam memnuniyeti, GSYH üç katına çıkmasına rağmen elli yıldır sabit kalmıştır.

SERVET MUTLULUK GETİRİR Mİ?

Gelir ve servetin kişinin yaşam memnuniyetini arttıramayacağına dair Risale-i Nur Külliyatı’nda “Acaba, hem ruhunda, hem vicdanında, hem aklında, hem kalbinde dehşetli musibetlerle musibetzede olmuş ve azaba düşmüş bir adamın, cismiyle zâhirî bir surette, aldatıcı bir ziynet ve servet içinde bulunmasıyla saadeti mümkün olabilir mi? Ona mesut denilebilir mi? Acaba, zâil, yalancı bir cennette cismi bulunan ve kalbi, ruhu cehennemde azap çeken bir insana mesut denilebilir mi?” sorularına insanlık lisan-ı hâliyle “Elbette hayır” cevabı vermiş durumdadır.

Dr. Acar, uzun yıllar boyunca ülkelerin ekonomik ve toplumsal refah seviyesini ölçmek için kullanılan Gayri Safî Yurt İçi Hasıla (GSYH), son yıllarda artan eleştirilerle birlikte yerini daha kapsamlı iyi-oluş göstergelerine bırakmaya başladığını ve 2007 yılında düzenlenen “Beyond GDP” konferansı ile başlayan bu sürecin, Birleşmiş Milletler (BM) ve Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) gibi uluslararası kuruluşların öncülüğünde hız kazandığını ifade etti.

Özellikle OECD’nin 2011 yılında başlattığı “Better Life Initiative” kapsamında geliştirilen “Daha İyi Hayat Endeksi”, GSYH’nin ötesine geçerek konut, gelir, eğitim, sağlık ve çevre gibi 11 farklı alanda ülkelerin refah seviyelerini karşılaştırmayı amaçladığını söyleyen Dr. Acar: “Bu yaklaşım, ekonomik büyümenin yanı sıra bireylerin hayat kalitesine ve memnuniyetine de odaklanarak kamu politikalarının şekillendirilmesine yardımcı oluyor” dedi. 

 Dr. Çetin Acar şöyle devam etti: “Bu yeni bakış açısı, Kanada, Yeni Zelanda, Finlandiya, İzlanda ve Avustralya gibi ülkelerin kamu politikalarında da kendini göstermeye başladı. Örneğin, Yeni Zelanda 2019 yılında dünyada bir ilk olarak ‘İyi-Oluş Bütçesi’ni hayata geçirdi. İyi-oluş göstergelerini politika süreçlerine entegre eden ülkeler, ‘İyi-Oluş Ekonomisi Hükümetleri (WEGo)’ adı altında bir araya gelerek tecrübelerini paylaşıyor. Finlandiya, İskoçya, Kanada ve Galler’in de dahil olduğu bu oluşum, iyi-oluş odaklı bir ekonomik modelin yaygınlaşmasını amaçlıyor. Uzmanlar, iyi-oluş odaklı ekonomi politikalarına geçişin zaman alacağını ancak bu dönüşümün fertlerin hayat kalitesini arttırmada önemli bir adım olduğunu vurguluyor. Bu sürecin, ekonomik büyüme yerine insanın ve gezegenimizin iyi-oluşunu merkeze alan yeni bir ekonomi anlayışına kapı araladığı ifade ediliyor.”

“Her varlık vazifeli memurdur”

Bu anlayışın aslında Kur’ânî bir bakış açısıyla imanın gereği olduğunu belirten Dr. Acar: “Zira mü’min için canlı-cansız tüm varlıklar dünya misafirhanesinde Allah’ın birer sanatlı eseridir, rahmet hediyesidir, vazifeli birer memurudur veya okunmayı bekleyen birer mektubudur. Mevcudatla bu bakış açısıyla irtibat kuran bir mü’min bencil olamaz, hiçbir canlıya zulmedemez. İstifadesine sunulan her varlığı fiyatını ödeyerek maliki olduğu bir mal değil Rabbinin birer hediyesi ve ikramı olan bir nimet olarak görür. Yine bilir ki bu nimetler için hesaba çekilecektir, bu yüzden onları israf ve ziyan edemez. İnsana Rabbini tarif eden delillerden biri olan vicdan dili, dini, milliyeti ne olursa olsun bu hakikatleri kalbine ve aklına fısıldamaktadır. Böylece iyi-oluş ekonomileri gibi kaynak ülkesi İslamî olmasa da mahiyeti İslamî olan pek çok hakikat, küremizde dolaşmaktadır.” şeklinde konuştu.

Dr. Acar, son olarak büyüme yerine insanı, çevreyi, gezegenimizi önceleyen bu yeni yaklaşımın Risale-i Nur Külliyatı’nda bahsi geçen “İsevîlik din-i hakikîsinden aldığı feyizle hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeye nâfi san’atları ve adalet ve hakkaniyete hizmet eden fünunları takip eden” birinci Avrupa’nın ürünü olarak değerlendirilebileceğini dile getirerek konuşmasını sonlandırdı.

Yeni Asya - Ankara

Okunma Sayısı: 204
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı