“19 Mart krizi,” sandıktan artık çıkamayacağı paniğini yaşayan “Saray iktidarı”nın demokratik rekabeti ortadan kaldırmak amacıyla gerçekleştirdiği zaman ayarlı bir operasyon olarak açığa çıkıyor.
Tesbitlere göre her ne kadar “yargı” perdesinde gösterilse de daha önce “Yargıya gerekli tâlimatı verdik,” “Yargı gereğini yapacak” diyen Cumhurbaşkanı’nın en son “Yargıyla birlikte üzerine gideceğiz” ifadeleri, sözkonusu soruşturmaların, yargının “siyasetin sopası” olarak kullanılmasıyla doğrudan iktidardakilerce dayatıldığının ikrarı oluyor.
Görünen o ki Saray iktidarı, seçimle geldiği iktidardan ne pahasına olursa olsun gitmemek için her oyuna başvuruyor. 1950’den bu yana “İktidarın seçimle el değiştirme demokratik esası” fiilen ilga eden antidemokratik ve hukuk tanımazlığı inadına sürdürüyor.
“TERTİP” ÜZERİNE “TERTİP” TERTİPLENDİ
Bilindiği gibi evvelâ 2002’de Bahçeli’nin ani “3 Kasım’da seçim” çıkışıyla kendisinin ve partisinin yer aldığı koalisyonun sonu getirilirken ardından 28 Şubat “postmodern darbe” sürecinde yüzde 9.7 oyla yüzde 10’luk “seçim barajı”na takılıp -en az 60 milletvekili kaybettirilen- başta DYP ile topyekûn muhalefetin Meclis dışında bırakılmasıyla AKP’nin yüzde 34 oyla Meclis’in 65’ini doldurmasıyla tek başına iktidarı sağlandı. Daha sonra, yenilenen Siirt seçimleriyle Erdoğan’ın Meclis’e girip Başbakan olmasının önü açıldı.
Ardından 7 Haziran 2015 seçimlerinde AKP’nin tek başına iktidarı kaybetmesi üzerine 45 gün sürdürülen “istikşafi görüşmeler”le muhalefetin beş ay oyalanıp yüzlerce vatandaşla güvenlik görevlisinin şehit edildiği kanlı vetirede 1 Kasım’da tekrarlanan seçimle AKP iktidarda tutuldu.
Akabinde Bahçeli’nin “Madem Cumhurbaşkanı fiilî olarak Anayasaya uymuyor, o zaman Anayasayı ona uyduralım” tuhaf teklifiyle gün geçtikçe hâlen karanlıkta bırakılan “15 Temmuz Hâdisesi” bahaneli “20 Temmuz OHAL süreci”yle -2.5 milyon geçersiz “mühürsüz oy”un kanunlara açıkça aykırı olarak “geçerli” sayıldığı- 16 Nisan 2017 referandumuyla “tek kişilik yönetim” kotarıldı. Peşinden 9 Temmuz 2018’da dünyada hiçbir benzeri olmayan “Türk tipi” “ucûbe rejim” uygulamasıyla demokrasi ve hukuk rafa kaldırıldı.
Bu arada 31 Mart 2019’da aynı zarfa konulan dört pusuladan sadece “muhalefetin adayı”nın kazandığı pusulanın iptali yasa dışı çarpıklığı sergilendi. Devamında 14-28 Mayıs 2023 seçimleri kampanyasında Cumhurbaşkanı’nın “ama montaj, ama şu ama bu” itirafıyla “Kandil’deki terörist elebaşların ‘millet ittifakı’ adayı Kılıçdaroğlu’nu destekledikleri” iftiralı sahte videolarına benzer “tertipler” tertiplendi.
Keza seçilmiş belediye başkanlarına operasyonlar yapılırken, milletvekillerinin hapishanede tutulmalarına “gizli tanıklar”a, uyduruk iddialara yenileri eklendi, ekleniyor.
MİLLET KUMPASLARA KANMIYOR…
Özetle, “iktidar cephesi”, seçimle kazanamadığı belediyeleri tek tek “yargı zoru”yla geri alma peşinde. Bu yüzden siyasî oyunlar ve politik manevralarla “iktidarda kalma komplolarının bir netice vermemesi üzerine “tek kişilik hükûmeti” millet irâdesiyle sandıkta yenecek bir adayın çıkmaması hesâbını güdüyor.
Seçimle yenmeyi göze alamadığı rakip adayları cezalandırmak gibi, demokrasi ve hukuk dışı komplolara tevessül ediyor. “Ehlileştirerek” iktidarın güdümüne sokup bağımsızlığı ve tarafsızlığını berhava ettiği yargının siyasî iktidarın bir “aparatı” haline getirilip “araçlaştırılması”yla demokratik muhalefeti darbelemeye yelteniyor. Kısacası, Saray iktidarının siyasî rakiplerini devre dışı bıraktırma kumpasları kuruluyor.
Ne var ki tamamen siyasî sâiklerle seçilmiş belediye başkanlarına, siyasetçilere, gazetecilere, sendikalara, sivil topluma, öğrencilere, akademisyenlere, nihayet topyekûn muhalefete ve vatandaşlara yapılan baskılar ters tepiyor.
Muhalefeti “tasfiye” operasyonları iktidarın meşruiyetini ortadan kaldırırken, çeşitli entrikalarla muhalefette çatlaklar meydana getirmekle muhalefeti bölüp parçalama tezgâhının tutmadığı, aksine siyasî iktidarın aleyhine döndüğü görülüyor.
Korkutma, yıldırma, sindirme, susturma amaçlı haksız ve hukuksuz soruşturmalar, kovuşturmalar, cezalandırmalar ters tepip demokratik direnci tetikliyor. Zira terörist başı üzerinden terör örgütüyle “gizli pazarlık süreç” perdesinde, muhalefeti kıskaca almaya yönelik hukukta yeri olmayan “terörle iltisaklı” uydurma iddialar, iktidar seçmeninde de mâkes bulmuyor; halkın kahir ekseriyeti artık isnadlara inanmıyor, kumpaslara kanmıyor.
Sonuçta AKP siyasî iktidarı, seçimle geldiği iktidar koltuğunu seçimle terk etmeme girdabında demokrasi ve hukuk dışı kısır döngüde debelendikçe batıyor.
Bunun içindir ki demokrasiye “darbe”ye karşı demokratik muhalefetin topyekûn hukuk mücadelesini birleştirip bütünleştirmesi gerekiyor.