Ramazan |
Üstadın imânı |
BEDİÜZZAMAN’IN VASIFLARI VE SOSYAL İLİŞKİLERİ Said Nursî’nin yüksek vasıfları arasında temayüz eden en önemli hususiyetlerinden birisi imanıdır. Onun imanının azameti, gayesinin ve ulvî dâvâsının şekillenmesine ve muvaffakiyetine yansımıştır. Milyonların imanını kurtarmaya sebep olan eserlerindeki ulviyetin temelinde Said Nursî’nin dağlarvari büyüklüğündeki imanı vardır. Muhteşem eserlerinde imanındaki azamet pek zahir bir şekilde görülmekle birlikle onu yakından tanıyanlar da ondaki bu hasletin büyüklügünü daha iyi anla(t)maktadırlar. Merhum Ali Ulvi Kurucu, Said Nursî’nin bu hususiyetini anlatırken şunları ifade eder: “Kendisinin ilmî, ahlakî, edebî birçok fazilet ve meziyetleri arasında beni en çok meftun eden şey, onun o dağlardan daha sağlam, denizlerden daha derin, semalardan daha yüksek ve geniş olan imanıdır.” Said Nursî’nin imanının azameti bağlamında ayrı bir değerlendirmesinde Ali Ulvi Bey tekraren şunları ifade etmiştir: “Böyle bir yüksek iman ve ihlâs şuuruna malik olan insan, hiç şüphesiz ki, zaman ve mekân mefhumlarının faniler üzerine bıraktıgı yaldızlı tesirleri kesif madde âleminde bırakarak, ruhu ile maneviyât âleminin pırıl pırıl nurlar saçan ufuklarına yükselmiş bir haldedir.” Yerli ve yabancı pek çok ilim adamının takdir ettiği Said Nursi’nin imanının kavîliğini ve mükemmelliğini ifade edenlerden birisi de, aslen İngiliz olan, sonradan Müslümanlıkla şereflenen Dr. Colin Turner’dir. Said Nursî’deki muhteşem imanı degerlendirirken şu cümleleri sarf eder: “İslâmiyet’e dair okuduğum tüm eserlerin öncelikle hep İslâm’ı anlattıklarını gördüm. Fakat Said Nursî’nin eserlerinde Said Nursî’nin bunlara mukabil önce Allah’ı anlattığını müşahede ilim. Bu yüzdendir ki, ‘Risâle-i Nur’u tanımadan önce Müslümandım, fakat mü’min değildim’ diyebilirim.” Bir mürşid ve tebliğ edici olarak Said Nursî’deki imanın azamet ve mükemmeliyeti, onun hususiyetleri arasında öne çıkan en zirve unsurlardan biri olarak görülebilir. |
MUSTAFA ÖZTÜRKÇÜ 22.08.2009 |