İkinci Nokta: Şeytanın mühim bir desisesi, insana kusurunu itiraf ettirmemektir, tâ ki istiğfar ve istiaze yolunu kapasın. Hem nefs-i insaniyenin enaniyetini tahrik edip, tâ ki nefis kendini avukat gibi müdafaa etsin, âdeta taksirattan takdis etsin.
Evet, şeytanı dinleyen bir nefis, kusurunu görmek istemez; görse de, yüz tevil ile tevil ettirir. [“Tarafgirlikle bakan hiçbir kusuru göremez.”] sırrıyla, nefsine nazar-ı rıza ile baktığı için ayıbını görmez. Ayıbını görmediği için itiraf etmez, istiğfar etmez, istiaze etmez, şeytana maskara olur. Hazret-i Yusuf Aleyhisselâm gibi bir peygamber-i âlişan [“Ben nefsimi temize çıkarmam; çünkü nefis daima kötülüğe sevk eder—ancak Rabbim rahmet ederse, o başka.” (Yusuf Sûresi: 53) dediği halde, nasıl nefse itimad edilebilir?
Nefsini ittiham eden, kusurunu görür. Kusurunu itiraf eden, istiğfar eder. İstiğfar eden, istiaze eder. İstiaze eden, şeytanın şerrinden kurtulur. Kusurunu görmemek, o kusurdan daha büyük bir kusurdur. Ve kusurunu itiraf etmemek, büyük bir noksanlıktır.
Ve kusurunu görse, o kusur kusurluktan çıkar. İtiraf etse, affa müstahak olur.
Üçüncü Nokta: İnsanın hayat-ı içtimaiyesini ifsat eden bir desise-i şeytaniye şudur ki: Bir mü’minin bir tek seyyiesiyle bütün hasenatını örter. Şeytanın bu desisesini dinleyen insafsızlar, o mü’mine adavet ederler. Halbuki Cenab-ı Hak, haşirde adalet-i mutlaka ile mizan-ı ekberinde, a’mâl-i mükellefîni tarttığı zaman, hasenatı seyyiata galibiyeti-mağlûbiyeti noktasında hükmeyler. Hem seyyiatın esbabı çok ve vücutları kolay olduğundan, bazen bir tek hasene ile çok seyyiatını örter.
Demek bu dünyada o adalet-i İlâhiye noktasında muamele gerektir. Eğer bir adamın iyilikleri fenalıklarına kemiyeten veya keyfiyeten ziyade gelse, o adam muhabbete ve hürmete müstahaktır. Belki kıymettar bir tek hasene ile çok seyyiatına nazar-ı af ile bakmak lâzımdır. Halbuki insan, fıtratındaki zulüm damarıyla, şeytanın telkiniyle, bir zatın yüz hasenatını bir tek seyyie yüzünden unutur, mü’min kardeşine adavet eder, günahlara girer. Nasıl bir sinek kanadı göz üstüne bırakılsa bir dağı setreder, göstermez. Öyle de, insan, garaz damarıyla, sinek kanadı kadar bir seyyie ile dağ gibi hasenatı örter, unutur, mü’min kardeşine adavet eder, insanların hayat-ı içtimaiyesinde bir fesat aleti olur.
Lem’alar, On Üçüncü Lem’a, s. 172
LÛGATÇE:
adavet: Düşmanlık.
a’mâl-i mükellefîn: Dinin emirlerini yerine getirmekle yükümlü olanların amelleri, işleri.
desise-i şeytaniye: Şeytanın hilesi, aldatmacası.
enaniyet: Benlik; gurur, kibir.
esbab: Sebepler.
fıtrat: Yaratılış.
hasenat: İyi ameller, güzel ve hayırlı işler.
hasene: İyilik.
hayat-ı içtimaiye: Sosyal hayat, toplum hayatı.
istiaze: Şeytandan Allah’a sığınma.
kemiyet: Nicelik, sayı çokluğu.
mizan-ı ekber: Mahşer günü amellerin ölçüleceği, hakikî mahiyeti ancak ahirette bilinebilecek olan büyük terazi.
seyyiat: Fenalıklar, kötülükler, günahlar.
seyyie: Fenalık, kötülük, günah.