"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Konumumuz ve sorumluluğumuz - 1

Şemseddin ÇAKIR
28 Şubat 2025, Cuma
İnsanın hayat serüveni içinde doğru ve başarılı olabilmesi, öncelikle konumunu ve sorumluluğunu çok iyi bilmesi ve mümkünse şartlara göre en stratejik şekilde ayarlaması gerekir.

Aynen Efendimiz’in (asm) Bedir Savaşı’nda ordusunu Bedir kuyuları etrafına konuşlandırıp; 313 kişi ile üç kat daha fazla olan müşrik ordusunu mağlup etmesi gibi…

Hatta bu gibi konumların; avantajları ne kadar çok ise o derecede zaferleri muhakkaktır. Mesele:

Efendimiz’in (asm) bu konumunun bazı avantajları:

a. Su kuyularının yanında olması,

b. Zeminin öyle, insanın hareket kabiliyetini engelleyen, çölün kaygan kumu değil, bilakis sağlam destek sağlayan sert toprak ve taş olması,

c. Daha önceden oraya yerleşip çevreyi de kontrol altına alarak, alan hâkimiyetini elde etmesi gibi avantajlar içeriyordu ki, küffarın ordusu kat kat fazla olduğu halde müşrikler, mağlubiyetin zillet ve felaketinden kurtulamamışlardır. Hatta bu plan ve başarıyı en azılı hasmı olan bir komutan da, takdir ve tasdik edip peygamberliğine delil saymıştır.

İşte bizim de hayatta başarılı olabilmemiz için bu Nebevî planı örnek alıp, hayatımıza tatbik etmemiz şarttır. Eğer bu durum vahye dayanıyorsa o zaman vahyin tarafında yer almakla, yoksa çoklu aklın yanı ve sünnet olan meşveretle doğru konumu tespit ve tayin etmekle mükellefiz. Neden, sonucu mağlubiyet olan fânî ve zail olanların yanında yer alalım? Çünkü Cenab-ı Hak “Eninde sonunda müttakîler, galiptir”1 buyuruyor. O halde müttakilik konumunda olmamız gerekiyor. Ve hatta rivayete göre, Bektaşî bile “Bakıyorum da, sonuçta hep Allah’ın dediği oluyor” demiş.

Delil mi istersin? Meselâ:

Mûsa (as) ve Firavun meselesi; Firavun’un devleti var, ordusu ve Haman gibi bir komutanı, Karun gibi zengini ve hatta Belam gibi dalkavuk âlimi var ki cinlere bile hükmediyordu. Fakat, Hz. Mûsa’nın dayandığı bir Allah’ı ve zevahiri kurtarmak için bir deyneği veya icabında sopası vardı. Neticede kim galip? Elbette İlâhî tarafta konumlanan Hz. Musa.

Yine tarihin meşhur şahıslarından Nemrut ve Hz. İbrahim’de böyledir. Üstelik Nemrut; dünyaya hâkim olan dört kişiden biridir ve yalancı bir cehennemi bile vardır. Ona mukabil Hz. İbrahim’in nesi var? Başta Allah’a (cc) olan imanı ve yine zevahiri kurtarmak için elindeki putları kırıp geçirdiği baltası vardı. Netice yine müttaki galiptir. Gelelim Fahri Cihan Efendimize (asm). Daha doğmadan altı ay önce babasını, doğduktan altı yıl sonra annesini ve bir de sekiz yaşında dedesi Abdulmuttalib’i kaybetmiş, tam bir öksüz olduğu halde, cihanşümul bir tevhid davası ile meydana atılmış, en yakınındaki amcası bile candüşmanı olmuş ve bütün Kureyş uluları, müşrik ağaları karşısında kin kustuğu halde yine onun da nesi vardı? Şahamet-i imaniyesi ve haliyle mu’cizeleri. Neticede kim galip? Elbette her zaman olduğu gibi bu sefer de Hakka göre konumlanan Hz. Muhammed (asm) Efendimiz galiptir.

Şimdi de, günümüze gelecek olursak; Öyle bir Bediüzzaman var ki, kendisinin değil bir aşireti, ailesi bile yanında olamayan, çocukluk yaşındaki üç aylık medrese tahsili ile karşısında Birinci Dünya Savaşı’nın galibi olup, devletin idaresinden eğitimine her şeyine ipotek koyup, alim ulema hepsini susturup bir de üstelik Şeyhülislam Dürrizade’den fetva almış, cebbar, gaddar ve fitnekar bir İngiliz ve onun dahili müttefikleri var. Neticede kim galip? Yine her şeye rağmen Hakkın yanında yer alan ve “küfrün beli kırıldı” diyen ve 1950’de hatta birçok gafil Müslümanlar bile karşısında olmalarına rağmen desteklediği demokratlarla nifak ve zulme galip olan bir Said Nursî var.

Demek bunun için, önce doğru bir durum tespiti yapmamız, müeyyed min indillah olup, belki daha önemlisi prensiplerine tavizsiz uymamız ve sabretmemiz, Bediüzzaman Hazretlerinin “Çaresi bulunan şeyde acze, çaresi bulunmayan şeyde cez’a iltica etmemek gerektir.”2 sözünü de rehber etmemiz gerekir. Demek önce mevcut konumumuzu tespit ve daha güzel bir konuma geçiş mümkünse ona teşebbüs etmenin gereği de şarttır.

Dipnotlar:

1- Kasas Suresi: 83., 2- Mektubat, s. 555.

Okunma Sayısı: 287
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı