"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Sözlerinin arkasında duran bir Dava Adamı: Mehmet Kutlular

06 Nisan 2025, Pazar 01:42
HAYATINI RİSALE-İ NUR HİZMETİNE ADAMIŞ, HAKSIZLIKLARIN KARŞISINDA CESUR DURUŞU İLE ÖNE ÇIKAN KAHRAMAN DAVA ADAMI MEHMET KUTLULAR AĞABEYİ VEFATININ 4. YILINDA RAHMET VE MİNNETLE YÂD EDİYORUZ.

RİSALE-İ NURLARI NASIL TANIDI?

Manisa’da askerlik vazifesini yaparken, çarşı izninde bir gün ayakkabılarını tamire verdiği tamirci çırağı ile tanışıp sohbet eder. Çırağın da kendisi gibi dindar ve demokrat olması aralarındaki sohbeti derinleştirir. Çırak “Benim bir ustam var sizi tanıştırayım” der. Hakkı Efendi isimli ustayla Mehmet Kutlular Ağabey tanışıp dinî konularda sohbet ederler.

İlk Risale-i Nur ile tanışması, Hakkı Efendi’nin ona Ramazan, İktisat, Şükür Risalesi’ni vermesiyle başlar. “İşte Hayatım” adlı otobiyografi kitabında Kutlular Ağabey şöyle diyor: “Çabucak okudum, bitirdim, ama tam olarak anlayamamıştım. Risaleyi iade ederken anlamadığımı söyledim. Fakat Hakkı Efendi aynı kitabı tekrar verdi. ‘Sen bir daha oku bunu, daha iyi anlarsın’ dedi. Canım sıkılsa da onu dinledim, tekrar okudum. Gerçekten daha iyi anladığımı gördüm.”

KORKMA, KONUŞ!

Bundan sonra tüm zamanını Risale-i Nur okumaya ayıran Mehmet Kutlular, askerlikten terhis olmasıyla birlikte Risale-i Nur derslerine çalışmayı da hızlandırır.

Bir gün uyku ve uyanıklık hâli içindeyken bir güneşin içinde Üstadın yansımasını görür ve şu hitâbı işitir: “Kardeşim, sen Risale-i Nur’u oku. Korkma, konuş!” Bu nidâdan sonra Kutlular Ağabey her yanının sızlayarak ağrıdığını, bir süre titrediğini ifade ediyor. Belki de onun cesareti ve ne pahasına olursa olsun hakkı söylemesi aldığı bu emirdendir. 

1960 yılında İstanbul’da Risale-i Nur hizmeti ve saff-ı evvel ağabeyler ile tanışır. Hizmetin bilfiil içinde yer alır. Zübeyir Ağabey ile yakın olur ve meslek-meşrep konularında onun dediklerini harfiyen zihnine nakşeder. Zübeyir Ağabey’in tembihlerini birer değerli hazine gibi hafızasında saklar ve yeri geldikçe bizlere de onun sözleriyle ders verirdi. “Ölçünüz Üstad olsun, Risale-i Nur olsun. Şahsî yorumlarda bir takım yanlışlar olabilir. Bir mesele Risale-i Nur ölçülerine uyuyorsa kabul edin” derdi.

Risale-i Nur hizmeti ile beraber Mehmet Kutlular Ağabey’in hayatı da değişir. Risale-i Nur’un İstanbul’daki ilk merkezi olan Kirazlı Mescid Sokaktaki dershanede kalmaya başlar. İlk 4-5 yıl günde 15-16 saat Risale-i Nur okuduğunu ifade eder. 

Risale-i Nur davasının ve Üstadın fikirlerinin anlaşılabilmesi için bir gazete ihtiyacı ortaya çıktıktan sonra, gençleri kabiliyetlerine göre istihdam eden Zübeyir Ağabey, Mehmet Kutlular Ağabeyi gazetede görevlendirir. Gazetenin idarecisi Mustafa Polat Ağabey’in genç yaşta şehadetinden sonra gazetenin yönetimi Mehmet Kutlular’a verilir.

Kutlular Ağabey zamanla basın tarihinde ilgi odağı bir isim hâline gelir. Türkiye’de inançların baskı altına alındığı, hürriyetlerin kısıtlandığı, fikirlerin susturulduğu dönemlerde, Risale-i Nurlar’la temsil ettiği davasını gazete lisanı ile korkusuzca savunur. Kimi zaman savcılara, hâkimlere meydan okur. Ama hep hak söyler, hakkı konuşur.

“SÖZLERİMİN ARKASINDAYIM”

1999 Marmara Depreminden sonra “Deprem İlâhî ikazdır” dediği için 276 gün hapis yatar. 28 Şubat süreci olarak bilinen ve demokrasi tarihimizin karanlık dönemlerinden biri olan ‘post-modern’ darbe sürecinde Mehmet Kutlular ve gazetemizde aynı manayı yazan yazarlar uzun süre DGM’de yargılanır. Yeni Asya bu süreçte bir ay boyunca kapatılır. Kutlular Ağabey asla geri adım atmaz ve daima “Sözlerimin arkasındayım” der. 

İLERİ GÖRÜŞLÜLÜĞÜ

Mehmet Kutlular Ağabey, dünyanın makam ve menfaatleri uğruna asla Risale-i Nur hizmetinden vazgeçmemiş, Risale-i Nur’u kirli emellere alet ettirmemiştir. Kendisi şöyle anlatır:

“1980 sonrasında derin devlet, dinî gruplarla temas kurmak ihtiyacını hissetti. Amaç onları devletle-sistemle; başka bir deyişle Kemalizm’le barıştırmaktı. Bu amaçla görevlendirdikleri insanlar cemaatlerin ileri gelenleriyle yakınlık kurdular. Bize de geldiler. Bana birlikte çalışmak istediklerini; Nur derslerini kaldırmak, Atatürk karşıtlığından vazgeçmek ve yurtdışında Milli Görüş ve Süleymancılar’a karşı birlikte çalışmak şartıyla bizi destekleyeceklerini, onların ifadesiyle ihya edeceklerini söylediler. Hepsini reddettim. Onlara Risale-i Nur derslerinin her halükârda devam ettirileceğini, Kemalizm’le barışamayacağımızı, Milli Görüşçü ve Süleymancıların kardeşlerimiz olduğunu söyledim. Tekliflerini reddettim; bunun bedelini de cemaat olarak ödedik. Ama ‘derin devlet’ dediğimiz yapı, büyük ölçüde bütün İslâmî gruplarla anlaşma içine girdi. Maalesef böyle oldu. Zahiren bir uzlaşma görülebilir; ama bu hakikatte mümkün değildir. İman ile küfür, adalet ve zulüm ikisi bir arada bulunamazlar. Çeşitli mülâhazalarla barışık olma gayreti iman-Kur’ân hizmetinin özüne zıddır. Buradan sağlıklı bir sonuç çıkmaz.”

“F. Gülen’i deşifre eden ilk isim”

1990’da bir gazeteye yaptığı açıklamada: “İstihbaratçılar bana geldiler, beraber çalışalım dediler, ben kabul etmedim. Ben derin devletle işbirliği yapmayınca Gülen’e gittiler” sözleri yıllar sonra basında “Fethullah Gülen’i deşifre eden ilk isim” olarak tarihe geçti. 

Gazete bizim için günlük lâhika mektubumuzdur

“Zübeyir Ağabey bir direkti, bir harçtı. O hayatta iken biz çok rahattık. Çünkü o “paratoner” gibiydi. Şimşekleri o üzerine çekiyordu. Biz, yani İstanbul’da onun etrafında bulunan Nur Talebeleri, daha rahat hareket ediyorduk. Hatta şöyle bir benzetme yapabiliriz: Peygamber Efendimiz (asm) buyuruyor: “Ömer yaşadıkça aranızda fitneler olmaz.” Çünkü o, dirayetli, adil, İslâm’ın meselelerine karşı çok hassas ve çok samimi. İslâm’a ters şeylerin üstüne tereddütsüz gidebilen bir insan. İşte Zübeyir Ağabey de Nur Talebeleri içinde böyle bir şahsiyetti.

Zübeyir Ağabeyin gazete neşriyatı noktasında bana ölçü teşkil eden bir değerlendirmesini de aktarmak isterim: “Bu gazete bizim için âdeta günlük bir lâhika mektubudur. Sadece Risale-i Nur’un imanî meselelerini okumak, bizim ittihadımızı yeteri kadar temin etmez. Üstadın hayat-ı içtimaiye, hayat-ı siyasiye ve mesleği noktasındaki ölçülerinde de ittifak etmedikçe ve onları Üstada göre anlamadıkça; o ittihat ve ittifakımız tam olmaz. Dolayısıyla bunu da sağlayacak gazetedir.”

Ayrıca Zübeyir Ağabeyin Üstaddan gördüğü şekliyle uyguladığı bir yaklaşımı  vardı: Bazı insanların gazeteye gitmesini istemezdi, yani gazetenin hazırlandığı mekâna... Çünkü, “Kardeşim bunlar hangi şeyi tutsa orada fânî oluyor” derdi. Zübeyir Ağabey, bazı insanların gazete ile meşgul oldukları takdirde, zarar göreceklerini biliyordu. Çünkü, o da Üstad Hazretlerinin herkese gazete okutmadığını görmüştü. Zübeyir Ağabey veya onun gibi olanlara okuttururmuştu.

Yani, benim Zübeyir Ağabeyin bu uygulamasından anladığım, siyasî ve sosyal meseleleri doğru değerlendiremeyecek, daha safî kalp insanların, bu gibi meselelerden çok, hizmetin diğer kısımlarında çalıştırılmasının daha doğru bir tercih olacağıydı. Bir çeşit “istihdam politikası inceliği”ydi.

Zübeyir Ağabey siyasî noktalarda, bilhassa üst seviyedeki insanlarla çok ilgilenirdi. Siyasîleri, özellikle müsbet olanları uyarmayı ihmal etmezdi. (...) Yani, Üstadın siyasîleri ve siyaseti Kur’ân, vatan ve millet için uyarı görevini o da yürütmekteydi.

Ben de, hizmet hayatım boyunca, bu davranışı rehber edinmeye çalıştım. Demirel ile onun zamanında, bu anlamda kurulan ilişkiyi hiç kesmedim; sonra arkadan gelenlerle de devam etti. (İşte Hayatım)

https://www.yeniasya.com.tr/dizi/gazete-bizim-icin-gunluk-lahika-mektubumuzdur_469642

VEFATI

Ömrünü Risale-i Nur hizmeti için her türlü cefaya katlanarak geçiren Mehmet Kutlular Ağabey 83 yaşında İstanbul’da kaldırıldığı hastanede 6 Nisan 2021 yılında vefat etti.

Cenaze namazı 7 Nisan’da büyük bir kalabalıkla Eyüp Sultan Camii’nde kılındıktan sonra Eyüp Sultan Kabristanına defnedildi. Makamı âlî, kabri Cennet bahçelerinden bir bahçe olsun. Allah ondan ebeden razı olsun.

***

Mehmet Kutlular kimdir?

1938 yılında Balıkesir’in Gönen kazasında dünyaya gelir. Gönen’de imamlık yapan hatırı sayılır bir babanın ve hamarat, eli açık, misafirperver bir annenin evlâdıdır. Hareketli bir çocukluk döneminden sonra henüz 14 yaşındayken İstanbul’a gider.

1953’te İstanbul’a yerleşir ve askerlik zamanı gelinceye kadar çeşitli işlerde çalışmaya başlar. 1957 yılında askerlik vazifesi için Manisa’ya gider. Burada Risale-i Nurları tanımak nasip olur. Hayatının geri kalan kısmı tamamen değişir, devamlı okuyarak ve hizmet ederek bir ömür geçer. Tâ ki, emr-i Hak vâkî olup ecel gelinceye kadar…

Daima sözlerinin arkasında dura, cesur, kararlı, kırıksız bir çizgide, Zübeyir Gündüzalp’in vazifelendirmesiyle Yeni Asya Gazetesi’nin imtiyaz sahibi olarak sürdürdüğü neşriyat hizmeti 6 Nisan 2021 tarihinde sona erdi.

Hizmet yurdundan ücret yurduna, dâr-ı imtihandan dâr-ı bekâya dualar ve tekbirler ile yolcu edilerek Eyüp Sultan Kabristanı’na defnedildi. O şimdi Berzah âleminde Haşir sabahını bekliyor.

MEHTAP YILDIRIM YÜKSELTEN - İSTANBUL
Fotoğraf: ERHAN AKKAYA - YENİ ASYA

Okunma Sayısı: 841
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı