Bir Sahabenin Günlüğü |
Peygamberimizin (asm) güzel tavırlarına dair - Şaban, Hicretin 12. Senesi, Şam
Geçenlerde Medine’den Şam’a ticaret yapmaya gelen Ensarlı bir zatla karşılaştım. Onu görünce sanki kırk yıllık dostumu görmüş gibi oldum. Onunla beraber Peygamberimizin (asm) etrafında halka olmuş, yan yana namaz kılmıştık. Benimle Şam’da karşılaşmayı hiç beklemiyormuş, burada görünce çok şaşırmış. Acı acı gülümsedim ona. Medine’de neler olup bittiğini sordum. Hz. Ebû Bekir halife olmuş, ortaya çıkan yalancı peygamberlerle savaşlar yapılmıştı. Ne çok şey değişmişti, ne çok… Nereye kadar dünyalık konuşabilirdik. Söz döndü dolaştı Efendimize (asm) geldi. İkimizin de gözleri yaşla doldu. Sanki Efendimiz (asm) dün vefat etmiş gibiydi. Daha yeni bırakıp gitmişti bizleri. Koyuverdim kendimi. Başladım ağlamaya. Bir yandan ağlıyor, bir yandan Resûl-i Ekrem’in (asm) iyiliklerini, güzelliklerini sayıyordum. “Efendimiz bir adama rastladı mı onunla konuşur, muhatabı ayrılmadıkça da yüzünü ondan çevirmezdi.” “Evet, evet. Muhatabıyla müsafaha yapsa, elini muhatabın elinden çekmezdi. İlk çeken muhatabı olurdu” dedi Ensarlı zat da. “O kadar kibardı işte Efendimiz. Onun dizlerinin, yanında oturan arkadaşının dizlerinden ileri çıktığı da görülmemiştir.” * “Allah’ın sevgili elçisi, bize karşı ne kadar sevecen, yumuşak ve hoşgörülüydü.” Bir yandan o, bir yandan ben ağlıyorum… *** Günlük burada sona ermişti. Ne defteri yazan sahabenin ismi vardı, ne de başka bir ipucu. Arapça’dan Osmanlıca’ya kimin tercüme ettiğine dair bir bilgi de yoktu. Sahabenin âkıbeti ne olmuştu? Neden yazmaya devam edememişti? Peygamberimize (asm) dair her ne varsa yazıp, deftere not alacağına dair bir karar almış olmasına rağmen, niçin bu kararını gerçekleştirememişti? Sorular… Sorular… Cevaplarına hiçbir zaman ulaşamayacağımı bildiğim sorular… Saatime baktım, sabaha az bir vakit kalmıştı. Sadece bir akşamda, adını bile bilmediğim bu sahabenin anlattıklarıyla tâ Asr-ı Saadet’e gitmiş, Peygamberimizin (asm) sohbet halkasına katılan, sahabe ile mescitte yaşayan bir Ehl-i Suffa olup çıkmıştım. Sabah ezanları okunurken, günlüğü kapadım. Yeni bir güne bambaşka düşüncelerle başlıyordum. * Kütüb-i Sitte, 17: 1119 |
18.09.2009 |