Bugün 11 Eylül’de NewYork’taki ‘İkiz Kuleler’ e yapılan saldırının beşinci, yarın da 12 Eylül askeri darbesinin yirmi altıncı yıldönümü...
ABD’deki saldırının da, Amerika tasdikli 12 Eylül askeri darbesinin de özünü ve ruhunu ‘dünya kapitalist sistemi’ belirliyor.
11 Eylül ABD’de, 12 Eylül de Türkiye’de para kazanma biçimini, zenginlik kaynaklarını, paranın dolaştığı elleri ve yerleri değiştirdi. Ekonomik açıdan yapılan tahlil siyasi gelişmelere berraklık getirmekle kalmıyor, olayların ‘faillerini’ de netleştiriyor. Buna ‘paranın izini takip etmek’ de diyebilirsiniz.
*
Önce ‘İkiz Kule’ saldırısından başlayalım. Buradaki ‘katil kim?’ sorusuna cevap ararken, bunun kimin işine yaradığını tespit etmek eski ama çok sağlam bir yöntem...
11 Eylül 2001 öncesinde, daha belirgin olarak söylersek Demokrat Bill Clinton iktidarı boyunca ABD’nin motor gücü bilgisayar sektörüydü. En tepe taklak gideni de silah, daha genel söylersek savunmaydı. Petrol de büyük ölçüde çaptan düşmüştü. Başkanlık seçimlerini Bush’un kazandığını, haftalarca süren belirsizlik ardından ‘Yüksek Mahkeme’ açıklamıştı. Şaibeli bir sayım ertesinde Bush’un kazanması, ABD’de uzunca bir süredir tepe taklak giden silah ve petrol tekellerinin bir perende atarak iktidarı ele geçirmesi demekti.
11 Eylül saldırısı daha fazla silahçılara ve petrolcülere yaradı. 11 Eylül saldırısına kadar Amerika’daki sektörünün en büyük şirketi olan Lockheed’in yıllık cirosu 26 milyar dolar iken, saldırıdan sonra bu ciro on misline katlanıverdi. Irak saldırısının üslubunu da, içeriğini deve petrol tekelleri şekillendirdi. Clinton döneminde bilgisayarcılara kaptırılan avantaj şimdi misliyle geri alınmaya çalışılmakta...
*
Bizdeki 12 Eylül askeri darbesi ise, yapılan tüm darbeler gibi ABD icazetiyle, dünya sistemine uyum sağlayamadığımız için yapıldı. Üstelik bu darbe, 12 Mart’ın devamıydı. Kabuk değiştiren kapitalist dünya Türkiye’deki iktisat politikasına değişmesi için ilk ihtarını 12 Mart’ta yaptı. Bunun yeterince anlaşılmadığını görünce de fiili icraata 12 Eylül’le girişti.
O tarihlerde yığınlara yönelikıklı tüketim malları sektörleri ölüyor, onların yerlerini bilgisayarlar ve bio-teknolojilere dayalı yüksek teknoloji malları alıyordu. Gelişmiş ülkelerin özellikle bu kabuk değiştirme sırasında bizim gibi ülkelerin iç pazarlarına ihtiyacı yoktu. Geçiş sürecinin sıkıntılarını gidermek için peşinde koştukları tek şey, iç piyasaları geliştirmek için verdikleri borçların tahsiliydi.
Borç ödemek için daha fazla kazanmak gerekiyordu. Türkiye ise daha fazla parayı ancak dünyaya daha fazla mal satarak, ihracatı öne çıkararak kazanabilirdi. Bunun için iç talebin kısılması, topluma daha önce verilen sosyal hakların kısıtlanması lazımdı. Bunu ordu eliyle yaptılar. Büyük acılar yaşadık.
*
Türkiye’de 26 yıl önce darbe yaptıran ‘yüksek teknolojilere dayalı sanayi sonrası model’, beş yıl önce kendi evinde silinmeye yüz tutmuş eski sektörler tarafından vuruldu. Dünya geriye savruldu. Bundan birkaç yıl önce dünya zenginliğini üreten yeni teknolojiler, ekonomideki tahtlarını şimdi silahçılarla petrolcülere devretti. Türkiye ise dışa dönük büyüme modelini geliştirdiderinleştiremedi, olgunlaştıramadı. Yol aldık ama menzile ulaşamadık.
Türkiye’yi dünyadaki gelişmelere uyamadığı için acılarla sarsalayan ABD’deki yüksek teknolojiler kendi evinde geçici bir süre için iktidarı kaybetti.
Türkiye ise kendi yönünü belirgin bir biçimde belirleyemediği, dünya sistemi analizi yapmadığı için çalkantıların ortasında devam ediyor.
Sabah, 11.9.2006
|