Türkiye’nin yeni Irak politikası
Türkiye, ABD ile olan ittifak ilişkileri ve NATO bağlantılı özel konumu sebebiyle, Irak’ın işgali sürecindeki gelişmelere karşı arzu edilen düzey ve nitelikte bir politika geliştiremedi. Özellikle Türkmenleri sahiplenme ve Misak-ı Milli sınırları içerisinde bulunan Kerkük’e yönelik oyunları tersyüz etme konularında şaşırtıcı derecede tutuk bir görüntü sergiledi. Benzer bir hatayı, Irak’taki Kürtlerin hamiliğini başkalarına terk etme noktasında da yaptı. Bu edilgen tavrı sebebiyle Türkiye, 2007 yılından itibaren ciddi anlamda köşeye sıkışmak durumuyla yüzleşti. Şimdi ise, “sonucu önceden belli olan” Kerkük’teki referandum ve sonrası karışıklıklar gelip çatmış bulunuyor. İşte bu hassas durumdan hareketle; Üçüncü AKP Hükümetinin daha bağımsız ve bağlantısız tavırlar içerisinde olacağı Irak ve özellikle Kerkük’le ilgili olarak bugün, ilgililere “hatırlatıcı ve uyarıcı” olması ümidiyle, bir durum tesbiti yapmak istiyorum.
1. Türkiye, BM üyesi bir ülkenin işgal edilme ve parçalanma sürecine girdirilmiş olmasından derin üzüntü duymakta; dolayısıyla, “devletler hukukundan kaynaklanan hakları doğrultusunda” Irak’ın toprak bütünlüğünün muhafaza edilmesini istemektedir.
2. Türkiye, Irak’ın “kuruluş aşamasında olduğu gibi” Araplar, Kürtler ve Türkmenlerin “ortaklığında” birleşik bir devlet olarak kalmasını arzu etmektedir.
3. Türkiye, “Irak’ın her hangi bir bölgesinde” uluslararası Ceza Yasası’nın 6. maddesinin 3. fıkrası çiğnenerek, etnik temizlik ve nüfus kaydırmaları yapılmamasını beklemektedir.
4. Türkiye, 2007 yılı sonunda, Kerkük’te yapılacak olan referandumun sonucunu etkilemek amacıyla yapılan “iki yönlü göç” uygulamalarının geri çevrilmesini, göç ettirilmiş olanların durumunun da referandum sonuçlarına yansımamasını istemektedir.
5. Türkiye, Irak’ta terör örgütü PKK’nın faaliyetlerine ve varlığına son verilmesini talep etmektedir.
6. Türkiye, “uluslar arası terör ve radikalizme” savaş açtığını iddia edenler ve onlarla ittifak ilişkisi içerisinde bulunanların kesinlikle, herhangi bir şartı gerekçe göstererek terör örgütü PKK’ya yardım yapmamalarını istemektedir.
7. Türkiye, 2007 sonunda Kerkük’te yapılacak olan referandum ile birlikte Irak başta olmak üzere, Ortadoğu coğrafyasının çok korkunç karışıklıklara uğrayacağından endişe duymaktadır.
8. Türkiye, Kerkük’te mevcut şartlar altında yapılacak bir referandumun sonucu önceden belli olması sebebiyle, illa da bir referandum yapılacaksa, 2003 tarihinden önceki nüfus kayıtlarına göre bir referandum yapılmasının daha adil ve sıkıntısız olacağını savunmaktadır.
9. Türkiye, 2003 yılından beri Kerkük’e yönelik göçü teşvik eden “Irak resmi politikası”nın tamiri imkânsız zararlara neden olmakta olduğu gerçeğinin görülmesini ve derhal bu tarz politikalardan geriye dönülmesini arzu etmektedir.
10. Türkiye, 2003 yılından itibaren Kerkük’e yerleştirilen 400 bin Kürt nüfusa karşılık, eş zamanlı olarak yüz binlerce Arap ve Türkmen’e yönelik devreye girdirilmiş olan etnik temizlik neticesinde Kerkük’ün etnik dokusunun iyice tahrip edildiğini; bilinçli bir şekilde bozulan bu etnik yapının tamir edilmemesi halinde ciddi bir iç savaşın başlayabileceğinden endişe duymaktadır.
11. Türkiye, Kerkük’te 2007 yılı sonunda yapılacak olan referandum sonucunda, Barzani’nin Kerkük’e el koyacağını bilmekte; bu durum sebebiyle, bütün Ortadoğu’yu kapsayacak bir istikrarsızlık ve çatışma ortamının doğacağı öngörüsü bağlamında, “haklarını savunmaya yönelik” gerekli her türlü tedbiri aldığını belirtmektedir.
12. Türkiye, Kerkük’te referandum yapılmaması halinde, söz konusu şehri işgal ve savaş çıkarma tehdidinde bulunan Mesut Barzani’nin tehditlerini “ince ayar” politikası bağlamında “şimdilik” kaydıyla görmezden gelmektedir.
13. Türkiye, Kerkük referandumu ve Irak’ın bölünmesi sürecinin durdurulması için, “tarafların uzlaştırılması” da dâhil olmak üzere, yapılabilecek çok şeyin olduğunu ileri sürmektedir.
14. Türkiye, komşu ülkelerin “Irak’ın yaşadığı işgal süreci”nden soyutlanmalarının ve bu ülkelerin edilgen bir tavır içerisine girmelerinin yanlış olduğunu dillendirerek; “Irak’a komşu ülkeler konferansları”nın gerekliliğindeki ısrarını sürdürmekte ve bu ülkelerin ortak aklıyla “çözüme yönelik” somut adımlar atılmasını savunmaktadır.
15. Türkiye, Irak’taki gelişmeleri “bölge halklarının hayatî menfaatleri ve Irak’taki farklı grupların dengeli pay alım ilkeleri doğrultusunda” sevk ve idare edebilmek için, bölge ülkelerinin ellerindeki bütün imkân ve yetenekleri organizeli bir şekilde kullanmalarını beklemektedir. Bu noktada, ABD-İsrail-AB mihverinin de “içerideki farklı gruplara karşı” tarafsız bir tavır içerisinde bulunmasını istemektedir.
16. Türkiye, Irak’a yönelik politikalarını “bir bütün halinde ve geçmiş deneyimlerden istifadeyle” ele alma becerisi gösterememiş olduğunu anlamıştır. Üçüncü AKP Hükümeti’nin yeni dönemde, daha dikkatli ve daha akılcı bir politika izlemesi gerektiği anlaşılmıştır.
17. Türkiye, Irak’tan kaynaklanan sorunları “güncel ve günübirlik” gelişmelere göre takip etme yerine; 1991’den bu yana var olan “Kuzey Irak” ve 2003’den beri yaşanmakta olanı ise Irak sorunu olarak göz önünde bulundurarak kapsamlı bir zihinsel süzgeç oluşturma kararlığı içerisinde olduğu izlenimi vermeye başlamıştır. O halde, yeni dönemde; Türkiye’nin daha dikkatli ve sonuç alıcı bir şekilde hareket etmesi gerekmektedir.
*AB-Uluslararası İlişkiler Uzmanı ve Siyaset Bilimi Doktoru
|