İsim vermeyen okuyucumuz: “İnternet’te bazı talihsiz videolar dolaşıyor. Bediüzzaman’ın peygamberlik iddiasında bulunduğu yolunda. Bu nedir?”
Hodri Meydan!
Saçmalama hürriyeti diye bir hürriyet olmaz. Ama yapıyorlar. Hesabı yapana ait!
Biz deriz ki: Böyle bir iddianın olması aklen, tarihen, insaniyeten, İslamiyeten, edeben mümkün değildir. Bir defa risalelerde böyle bir iddia yoktur. Çünkü risaleler öyle uzayda falan değildir. Milyonlarca baskı yapılan ve okunan, milyonlarca okuyucusu olan eserledir. Tek bir iddia olsa bile, öyle gizli kapaklı kalmaz, gün yüzüne çıkardı. Eserlerden göstermek mümkün olurdu.
Risalelerde bu iddiayı değil, bu iddiayı andıracak bir işaret bulma imkânı bile yoktur. Arayan da bulamaz. Arayan boşuna nefes tüketmiş olur.
Eserler meydandadır. Hodri meydan diyelim!
Problem Yok Diyorsanız Onu Anlayamazsınız
Bediüzzaman Said Nursî âlimdir, allamedir. Müceddit, imam, müçtehid, mehdî ve sair sıfatlarını söylemeyeceğim.
Her âlim gibi onun da dinlenmek ve okunmak hakkıdır. Çağımızda yığınla iman problemi vardır. Bediüzzaman’ın problemleri nasıl çözdüğüne bakmak bizim için bir sorumluluk, onun da ümmet üzerinde hakkıdır. Çünkü aynı asırda yaşıyoruz ve aynı problemlerle boğuşuyoruz.
Eğer problem yok diyorsanız onu anlamazsınız, anlayamazsınız. Eğer problemleri ben de çözerim diyorsanız, o da sizin bileceğiniz bir iştir. Çözün ve ümmete gösterin o zaman, Bediüzzaman ile uğraşacağınıza…
Bediüzzaman sarayları, köşkleri, dünya malını, şöhretini, imkânını, makamını, rahatını elinin tersiyle ittiği ve ekser ömrü hapishanelerde geçtiği gibi; ümmetin iman selameti için ahiretini de ve Cennetini de feda etmiş bir âlimdir. Onun ile uğraşmak boşa kürek çekmektir.
Size düşen, bu güne kadar Onu anlamadı iseniz, anlamaya çalışmanızdır.
Bizden söylemesi. Ömrünüzü boşa harcamayın.
Edep Gerekir
Şu sözler Bediüzzaman’a aittir, bakar mısınız:
“Sözler’deki hakaik ve kemâlât, benim değil, Kur’ân’ındır ve Kur’ân’dan tereşşuh etmiştir.”1
“Madem ben fânîyim, gideceğim. Elbette bâkî olacak bir şey ve bir eser, benimle bağlanmamak gerektir ve bağlanmamalı.”2 “O hakaik-i âliyeyi ve o cevâhir-i galiyeyi kendim gibi bir müflise ve onların binde birini kendinde gösteremeyen şahsiyetime mal etmek, hakikate karşı büyük bir haksızlık olduğu için, risaleler kendi malım değil, Kur’ân’ın malı olarak, Kur’ân’ın reşehât-ı meziyâtına mazhar olduklarını izhar etmeye mecburum.”3
“Lezzetli üzüm salkımlarının hâsiyetleri, kuru çubuğunda aranılmaz. İşte ben de öyle bir kuru çubuk hükmündeyim.”4 “Sözler güzeldirler, hakikattirler. Fakat benim değildirler; Kur’ân-ı Kerîm’in hakaikinden telemmu’ etmiş şualardır.”5 “Benim için medâr-ı fahr ve gurur olacak bir liyakatim ve istihkakım olmadığını kasemle itiraf ediyorum. Ben çekirdek gibi çürüdüm ve kuru“Ben bir çekirdektim. Çürüdüm.”7 “Ben bir çekirdektim, çürüdüm, gittim.”8 “O risalede, biz demiyoruz ki, “ayetin mana-yı sarîhi budur;” ta hocalar “Fihî nazarun” desin.”9
“Said yoktur. Said’in kudret ve ehliyeti de yoktur. Konuşan yalnız hakikattir, hakikat-i imaniyedir. Madem ki nur-u hakikat, imana muhtaç gönüllerde tesirini yapıyor; bir Said değil, bin Said feda olsun. Yirmi sekiz sene çektiğim ezâ ve cefalar ve maruz kaldığım işkenceler ve katlandığım musibetler hep helâl olsun. Bana zulmedenlere, beni kasaba kasaba dolaştıranlara, hakaret edenlere, türlü türlü ithamlarla mahkûm etmek isteyenlere, zindanlarda bana yer hazırlayanlara, hepsine hakkımı helâl ettim.”10
Böylesine tevazu, mahviyet ve merhamet içinde insanlara yaklaşan bir âlime yaklaşmak, onu anlamak, verdiği mesajları okumak ve düşünmek gerekir. Hiç olmazsa edep gerekir.
Dipnotlar:
1- Barla Lâhikası, s. 36.
2- Age.
3- Age.
4- Age.
5- Age., s. 37.
6- Şualar, s. 774.
7- Emirdağ Lâhikası, s. 484.
8- Age., s. 481.
9- Kastamonu Lâhikası, s. 167.
10- Emirdağ Lâhikası, s. 412.