Şükürler olsun ki, 21 Şubat 2025 Cuma gününün ilk saatlerinde İstanbul’dan yola çıkarak başladığımız umre ziyaretimizi, Mekke sonrası Medine ziyareti ile tamamladık ve 28 Şubat 2025’in sabah saatlerinde İstanbul’a avdet ettik.
Bazı abi ve kardeşler, “Umreden döndünüz mü?” diye sorunca onlara, biraz da espri ile karışık ve belki de ‘patenti’ Senai Demirci’ye ait olan “Hacdan dönmek olmaz”a atıf niyetiyle; “Umreden dönmek olmaz” şeklinde cevap vermeyi tercih ettik. Evet, ‘Hac’dan da ‘umre’den de dönmek olmaz ve dönmemek gerekir. Yani, hac ve umrenin manevî havasını, ruh halini, mümkün olsa ömür boyu devam ettirmek gerekir.

Risale-i Nur’da yer aldığı şekliyle, “Sath-ı arz bir mescid, Mekke bir mihrab, Medine bir minber” (Sözler, s. 370.) ise, “Medine minberi”nden Müslümanlara ve bir bütün olarak insanlığa verilen mesaja dikkat etmek icap etmez mi?
Peygamberimiz Hz. Muhammed (asm), “Medine minberi”nde insanlara ‘insanlık’ dersi verdi ve bu ders bugün de devam ediyor. Umre ziyaretlerinde Medine’ye ve Mescid-i Nevebî’ye bu gözle bakmak isabetli olur.

Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, bizleri bir anlamda hayalen Medine’ye görürüyor ve şöyle diyor:
“Eğer istersen gel Asr-ı Saadet’e, Ceziretü’l- Arab’a gideriz. Hayalen olsun onu vazife başında görüp ziyaret ederiz. İşte bak: Hüsn-ü sîret ve cemal-i suret ile mümtaz bir zâtı görüyoruz ki; elinde mu’ciznüma bir kitab, lisanında hakaik-aşina bir hitab, bütün benî-Âdeme, belki cin ve inse ve meleğe, belki bütün mevcudata karşı bir hutbe-i ezeliyeyi tebliğ ediyor. Sırr-ı hilkat-i âlem olan muamma-i acibanesini hall ve şerh edip ve sırr-ı kâinat olan tılsım-ı muğlakını fetih ve keşfederek, bütün mevcudattan sorulan, bütün ukûlü hayret içinde meşgul eden üç müşkil ve müdhiş sual-i azîm olan “Necisin? Nereden geliyorsun? Nereye gidiyorsun?” suallerine muknî, makbul cevab verir.” (Sözler, s. 372.)

İşte gerek Mekke ve gerekse Medine’deki ziyaretlerde bu manaları tahattur etmek ibadetlere ayrı bir zevk ve manevî feyiz verebilir. Ahlakıyla, takvasıyla ve bilhassa dürüstlüğüyle bütün insanlara örnek olan Peygamberimiz’in Medine’den bütün insanlığa verdiği mesaja dünden daha ziyade bugün muhtaç değil miyiz?

“Güvenilir Muhammed” (asm) bütün İslam aleminin önündeyken günümüz Müslümanlarının ‘güven kaybetmesi’ çok büyük bir dert ve aynı zamanda ‘kıyamet alameti’ değil mi?

İnşallah hem Kabe’de, hem Medine’de, hem de dünyanın her yerinde Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (asm) “insanlığa verdiği mesajı”na kulak vermek durumundayız vesselam.